Bu dizi için şu başlığı benden başka kim atar, bilmiyorum. Ama bu diziyi izleyen birçok kişinin benimle aynı fikirde olduğunu düşünüyorum. Sonrasında uzun uzun yazacağım zaten ama Savcı Byung Gyun karakteri ile (ismini doğru yazmışımdır umarım) nefretten aşka temalı bir aşk hikayesi muhteşem olurdu. Bu fırsatı nasıl teptiler, asla anlamıyorum. En azından aşk üçgeni bu adamla olsaydı. Ah ah…

Neyse, hadi bakalım, yorumlayalım.

Bu Diziye Neden Başladım?

Idol I sürekli karşıma çıkan bir diziydi ama şu sıralar Kore dizilerini eskisi gibi izleyemiyorum. Yeni diziler eskisi gibi sarmadığından da olabilir ya da benimle ilgili bir şeydir, bilmiyorum. Sonuç olarak Kore dizilerini izleme konusunda eskisi gibi değilim. Dolayısıyla bu diziye başlayıp başlamamak konusunda kararsız kaldım. Aşk dizisi olsaydı başlamayacaktım aslında. Mesela Can This Love Be Translated dizisine inatla başlamıyorum. Neden? Çünkü romantik dizi izleyesim yok.

Ama bu dizinin teması romantizm değil. Bu dizi cinayet odaklı bir dizi. Cinayeti çözmeye çalışırken de aşkı tadıyorsunuz. Ana teması aşk olmadığı için, klasik Kore dizilerinden olmadığı için başladım ve sevdim. Siz de benim gibi klasik romantik komedilerden sıkıldıysanız, önerdiğim bir dizi kendisi. İzleyiniz ❤️

Idol I Konusu

Dizi; kızımız Se Na’nın hayran olduğu grubun baş solistinin bir cinayetle suçlanmasını konu alıyor. Baş solist Ra Ik, grubun üyelerinden birini öldürme suçundan yargılanırken avukatı, ona deli gibi fan olan Se Na oluyor ve hikayemiz başlıyor. Hem cinayeti çözmeye çalışıyor hem de aşkın tadına varıyorsunuz.

Aşkın tadına çok da varmıyorsunuz gerçi. Cinayet %70 oranında ise, aşk %30 oranında yer alıyor. Fakat bu benim için sorun değil. Aksine bu yüzden daha çok sevdim. Ama odağınız aşk ise ona göre değerlendirmenizi öneririm.

Konumuz özetle bu.

Cinayet Kurgusu: Beni Asıl Saran Kısım

Dizi, ilk bölümden sizi içine çekiyor. Çünkü bir cinayet söz konusu ve siz cinayeti kimin işlediğini merak ediyorsunuz. “Bu mu yaptı yoksa o mu?” derken bir bakmışsınız hikayenin içine girmişsiniz.

Cinayeti çözme tarafı benim için doyurucuydu. Gerilim dozu yerindeydi, merak duygusu diri tutuluyordu.

Bu açıdan bakınca Idol I beni beklentimin üzerinde memnun etti.

Fan mı Avukat mı? Ana Karakterin İki Yüzü

Kızımız Se Na son derece başarılı bir avukat. Bu kadar başarılı ve güçlü bir kadın karakter izlemek beni fazlasıyla memnun etti. Fakat kızımız aynı zamanda solist Ra Ik’in aşırı hayranı. Öyle böyle değil, ciddi bir hayran kendisi. Gününün hatırı sayılır bir bölümünü tamamen hayranlığa ayırıyor ve izleyiciyi oldukça şaşırtıyor. Beni şaşırttı ☺️

Ve ironik bir biçimde hayranı olduğu bu idol, cinayetin baş şüphelisi olarak karşımıza çıkıyor.

Cinayeti gerçekten o işlemiş olabilir mi yoksa işin içinde başka bir iş mi var?

Siz olsanız ne yapardınız?

Yani bence bu hayatta herkes her şeyi yapabilir diye düşünüp geçerdiniz. Ne kadar fan olursanız olun, söz konusu bir cinayetse pek de emin olamazdınız. Yani bence normal şartlarda emin olunmaz, olunamaz.

Ama Se Na, Ra Ik’in cinayeti işlediğine inanmıyor. Ra Ik’in gözlerinin içine bakıp onun yapmadığına ikna oluyor. Ne kadar iyi avukat olursa olsun, hayranlığının gözünü kör etme ihtimali yok muydu? Bence vardı. Ya suçlu oysa ve sen bir suçluyu savunuyorsan? Tehlikeli bir durum. Ama neyse ki suçlu Ra Ik değildi. Tabii biz yine de bu sorgulamayı yaptık ☺️

Her neyse… Kızımız aslında iki ayrı kişi gibi. Bir tarafta başarılı, soğuk, güçlü bir avukat; diğer tarafta deli bir fan. Ve bu iki kimlik dizinin büyük bir kısmında çatışmak yerine birlikte ilerliyor. Kızımız her iki halini bir araya getirip kendi olmayı başarıyor. Sonuçta fanlık da onun bir parçası. Ve hayatındaki gelişmeler fanlığını saklamasına engel oluyor.

Peki Bu Mantıklı mı?

Açıkçası hayranlık meselesi bana bir tık abartılı geldi. Hayran olduğunuz biriyle sevgili olursanız eski hayranlığınızın kalacağını sanmıyorum. Çünkü hayran olduğunuz kişiyle tanıştığınızda onun huylarını görürsünüz, kusurlarını da öğrenirsiniz, sahnedeki persona ile gerçek kişinin farklı olduğunu fark edersiniz. Hele söz konusu Kore ise aksi mümkün değil.

Hayranlık devam edebilir, tabii ki de edebilir ama aynı şekilde değil. Artık sevgili olmuşsunuz, nasıl aynı şekilde hayran olabilirsiniz ki? Hayran olduğunuz kişi size aşkını ilan ediyor, sizi hayatının merkezine koyuyor, sizin için çabalıyor vs. Onun size hayran olmasının tadını çıkarır siz de ona bir sevgili olarak hayran olursunuz. Ama bir idol olarak değil, bir sevgili olarak hayran olursunuz. Hatta kendiniz için özel konser falan verdirir, eğlenirsiniz 😊 Eski hayranlığın kalması mümkün değil. Fakat bu dizide böyle işlenmemişti ve bence en mantıksız kısım buydu.

Yine de izlerken keyif aldım, bunu inkar edecek değilim.

Asıl Kalbimi Çalan Karakter: Savcı

Başlık biraz abartı olabilir ama Byung Gyun’u gerçekten sevdim. Yani evet, kalbimi çalamamış olabilir ama kesinlikle sevdiğim bir karakter oldu. Benim için karakterin gelişim göstermesi çok önemli. Baştan sona iyi olan karakterleri izlemek elbette güzel ama gelişim gösteren, iyiye evrilen karakterleri izlemek daha çok seyir zevki veriyor bana. O yüzden de Byung Gyun’u sevdim.

Byung Gyun ahlaksız babası tarafından yanlış öğretilerle büyütülmüş bir karakter. Fakat buna rağmen içinde bir yerde iyilik barındırmış bir karakter. Ve biz zamanla o iyiliğin gün yüzüne çıktığını görüyoruz. Bu da benim için çok değerli bir hikaye dinamiği. Hele bu hikaye dinamiği Se Na ile aşka evrilseydi benim için çok daha güzel olurdu. Ama kızımız tutturdu Ra Ik de Ra Ik diye…

Keşke… Enemies to Lovers Olsaydı

Bakın şimdi düşünün. Esas kızın babası işlemediği bir cinayetle suçlanıyor. Bu suçlamayı yapan ve onun suçlu olduğunu ilan eden savcı da Byung Gyun’un babası. Kızımızın babası bu sebeple öyle bir psikoloji içerisine giriyor ki en sonunda hapishanede intihar ediyor. Bu yıllarda Byung Gyun aynı sınıfta okuduğu Se Na’ya zorbalık yapıyor. Katilin kızı vs. şeklinde zorbalıklar…

Asla doğru bulmuyorum ama affedilmez zorbalıklar yaptığını da düşünmüyorum. Hele bahsettiğimiz ülke Kore ise gayet basit zorbalıklar olduğunu bile söyleyebiliriz. Ve yıllar sonra bu kişiyle savcı-avukat olarak karşı karşıya geliyorsunuz. Şimdi lütfen söyleyin, şu hikaye tam bir enemies to lovers hikayesi değil mi?

Hikayenin içinde imkansızlık da var. Sonuçta karşı tarafın babası esas kızın babasının haksız yere suçlanmasına ve intihar etmesine sebep olan biri. Muhteşem bir imkansızlık değil mi? Fakat her şeye rağmen sevdiği kadının arkasında durup onunla aynı yolda yürümeyi seçen bir savcı düşünün…

Of bu hikaye beni çok cezbediyor…

Mesela geçmişte yaptıklarından pişman olduğunu dile getirdiği bir replik olsa? Gerçi genel olarak özür diledi ama bunu bir de aşk itirafıyla beraber düşünün. Aşık olduğu kadından özür dilerken yaşadığı hüznü hayal edin lütfen ve itiraf edin siz de bunu izlemek isterdiniz 😊

Resmen güzelim potansiyeli yok etmişler…

Hayranı olduğu ünlü ile aşk yaşama hikayesi mi yoksa bahsettiğim enemies to lovers hikayesi mi? Kabul edin ikincisi. Düşündükçe kahroluyorum arkadaşlar…

Hayır bari aşk üçgeni savcıyla olsaydı, o da yok. Belki de Kore izleyici dinamiği yüzünden bu yolu tercih ettiler, bilemiyorum ama yanlış tercih olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Biraz da Esas Çiftten Bahsedelim

Esas çift nasıldı diye soracak olursanız, tatlıydı derim. Tatlı bir çiftti ama aşkı iliklerinize kadar hissettiren bir çift değildi. Se Na zaten Ra Ik’e hayran. Se Na’nın aşkını hiç hissetmedim. Hayran olduğu biriyle ilişki yaşama fırsatı elde etmiş bir kadın profili çiziyordu.

Hayranı olduğunuz ve ulaşılmasını zor olarak gördüğünüz bir ünlü düşünün (bizim ülkedekilere ulaşırsınız o yüzden dışarı açılın) ve o ünlü ile bir şekilde iletişim kurduğunuzu, o ünlünün size aşık olduğunu düşünün. Gerçi karakterini tanıdıkça o ünlüden soğuma ihtimaliniz de var ama diyelim ki soğumadınız. Size aşkını itiraf eden bu ünlüyle ilişki yaşama şansı elde ettiniz diyelim. Onu gerçekten sevdiğiniz için mi onunla ilişki yaşamış olursunuz yoksa hayranı olduğunuz ünlüyle ilişki yaşama fırsatı elde ettiğiniz için mi?

Belki zamanla tanıdığınız kişiye aşık olursunuz ama ilk başta ilişkiyi kabul etme sebebiniz hayranı olduğunuz kişiyle ilişki yaşama fırsatı olmaz mı? Hangi hayran bu fırsatı teper ki? Hayranlıktan aşka geçiş adım adım işlenirse yorumum farklı olur tabii. Ama her şey bu dizideki gibi gelişirse; hayranlıktan aşka geçiş olarak değil, hayranı olduğunuz ünlüyle ilişki yaşama fırsatını geri tepmemeniz olarak yorumlarım.

Gerçi buna rağmen Ra Ik, Se Na’ya aşkını ilan ettiğinde Se Na “Düşünmem lazım.” falan diyor. Pardon? Neyi düşüneceksin? Sırf dizi içerisinde bazı şeyleri uzatmak için yapmışlar ama bu da mantığa aykırıydı mesela. Böyle bir durumda “Düşünmem lazım.” diyecek bir insan -hele ki bir fan- olduğunu sanmıyorum.

Peki Ra Ik Ne Diyor?

Ra Ik de bunun üzerine diyor ki “Ne kadar sürerse sürsün beklerim.”

Nerede beklersin hayatım? Hapishanede mi? Tamamen aklandığın bir durum yok, cinayeti çözemediniz ama yine de Se Na’nın olumlu yanıt vermesini bekleyeceksin… Neden? Çünkü bu replik havalı bir replik ve bunu kullanmamız için Se Na hayran olduğu ünlü kendisine ilan-ı aşk ettiğinde “Düşünmem lazım.” demeli. Yoksa esas erkeğe “Seni bekleyeceğim.” nasıl dedirtebilirsiniz ki ☺️

Bazı replikleri söyletmek için bazı sahneleri zorlama bir şekilde yazıyorlar ya, bundan hiç hoşlanmıyorum. Olay oraya gidiyorsa, o şekilde akıyorsa, klişe replikleri yaz, bayılarak izlerim. Ama zorlama bir şekilde yazınca gerçekten benim için rahatsız edici oluyor.

Ve Bir Başka Saçmalık Daha

Se Na’nın “Düşünmem lazım.” cümlesinin saçmalığı bir yana ertesi gün Ra Ik’e “Beni hala bekliyor musun?” diye sorması da ayrı saçma. Onu soracağına “Beklemene gerek yok. Ben de senden hoşlanıyorum.” desene tatlı kız.

Aranızda bir imkansızlık yok, hayranı olduğun ünlüyle ilişki yaşama fırsatı yakalamışsın ve onunla ilişki yaşamak istediğin de belli, “Beni hala bekliyor musun?” sorusunu niye sorarsın ki? Ayrıca beklemezse beklemesin. Sen Ra Ik’e mi kaldın? Bak orada bir enemies to lovers ihtimali var. Hadi aşkım lütfen o tarafa kay ☺️

Şaka bir yana Ra Ik’in Se Na’yı beklememesi Se Na için büyük bir kayıp değil bence. Se Na daha iyisini kolaylıkla bulur ama Ra Ik bulabilir mi?

Hadi gelin, şimdi de Ra Ik açısından yorumlayalım.

Ra Ik’in Aşkı

Ra Ik güvenilir bir çevreye sahip değil. Çevresinde onun yok olmasını bekleyen bir sürü insan var. Ona çelme takmak isteyen, onun düşmesinden zevk alacak bir sürü insan… Ra Ik cinayetin baş şüphelisi olduğunda gerçekten yanında olan tek bir insan bile yok.

Ve bir tek Se Na gerçek anlamda Ra Ik’i destekliyor, onun yanında oluyor. Ra Ik bile kendinden şüphe ediyor. “Hiçbir şey hatırlamıyorum. Cinayeti ben işlemiş olabilir miyim?” diyor. Ama Se Na Ra Ik’in katil olmadığına emin. Çünkü gerçek bir fan 😊

Ama işte Ra Ik bu güvenden etkileniyor. Onu hiç tanımadığını düşündüğü biri ona değer veriyor, ona inanıyor ve onu koruyor. Ona öyle davranan başka bir kadın olsaydı o kadına aşık olurdu. Aslında tamamen boşluğuna geldi. O zor anında yanında olan kadına çekilmesinden doğal bir şey yok.

Peki bu gerçekten aşk mı? Herkes kendi bakış açısına göre yorumlamakta özgür. Ben gerçek bir aşk olarak yorumlayamıyorum, onu söyleyebilirim.

Se Na’dan önce bir tane manyak kız arkadaşı olmuş zaten. Se Na’yı tanıdıkça “Bu dünyada cennet de varmış.” diye de düşünmüştür büyük ihtimalle. Ra Ik’i seviyor, koruyor, e güzel ve başarılı bir kadın… Tüm kriterleri sağlıyor işte. Neden etkilenmesin?

Ama bunun adı aşk mı?

Sanmam.

Peki Ya Se Na Ra Ik’i Gerçekten Sevmiyorsa?

Olaylar Ra Ik’in bir takım sorgulamalar yapmasına sebep olacak şekilde ilerliyor. Evet, Se Na’nın Ra Ik’i savunma sebebi ortaya çıkıyor… Yani Se Na’nın bir fan olduğunu öğreniyor Ra Ik.

Bunun üzerine Ra Ik “Demek sen benim hayranımdın, seni terk ediyorum!” diyor ve gidiyor.

Terk etme sebebine bakar mısınız?

“Benim hayranım olduğun için seni terk ediyorum.” ☺️

Tabii aslında meselenin özü bu değil. Ra Ik değer görmeyen, gerçekten sevilmeyen bir karakter. Onu olduğu gibi sevecek bir insan olduğuna inanmıyor. Hatta bence o da kendisini olduğu gibi sevmiyor. Ve belki de ilk kez onu olduğu gibi seven biriyle karşılaşıyor. Ya da o öyle sanıyor. Ve sonra o kişinin de sahnedeki kişiyi sevdiğini öğreniyor. O da onu olduğu gibi sevmiyormuş… Yani aslında Ra Ik’in tepkisi Se Na’ya değil, onu olduğu gibi sevecek birini bulamamaya…

Biraz da şımarık bir arkadaş aslında.

İlk bölümde “Ne zaman kendim gibi olabileceğim?” diye bir çıkışı var. Olamayacaksın canım? Çünkü girdiğin yolun bedeli bu. En azından sen bayağı ünlü biri olmuşsun. Senin gibi ünlü olamayıp yine de kendinden uzaklaşan meslektaşların ne yapsın? Şımarık velet!

Ben bu çocuğa neden bu kadar öfkeliyim, bilmiyorum. Enemies to lovers izleme ihtimalini elimden aldı diye olabilir ☺️

Yoksa tabii ki de bahsettiğim şeyler çok da büyük olaylar değil. Ama kabul edelim, şımarık bir çocuktu kendisi. En azından ilk bölümlerde.

İlişki Yorumuna Devam Edelim…

Dediğim gibi Se Na’nın kendisinin hayranı olduğunu öğrendiğinde Ra Ik kendini geri çekiyor. Fakat aslında tam olarak kendini geri çekemiyor. Çünkü Se Na’dan çoktan hoşlanmaya başladı ve o aşamadan sonra kendini geri çekmesi çok da kolay değil. Ve biz ikilinin bir şekilde birbirine çekilmesini izliyoruz. Tatlı bir çift izliyoruz ama dizinin teması romantizm olsaydı beni tatmin etmeyen bir çift olurdu. Tam enemies to lovers yazmalık bir diziyken neden tatlı bir çift yazmayı tercih ederler ki? Neyse tamam o kısma tekrar girmeyeceğim…

Biraz da Klişe

Bayıldığım bir klişe sahne vardır. Kız gökyüzüne bakarak “Çok güzel.” der. Ya bir manzara vardır ya da bir havai fişek gösterisi vs… Ve o sırada esas erkek kızımıza bakarak der ki: Evet çok güzel.

Normalde olsa dalga geçeriz ama söz konusu bir K-Drama klişesi olunca hoşumuza gidiyor tabii. Herkesin milyonlarca kez izlese de bıkmayacağı bir klişe vardır, benimki de bu.

Bu dizide de bu klişe sahnemiz vardı ve izlerken tabii ki de çok hoşuma gitti.

Genel olarak sevimli bir çift olduklarını söyleyebiliriz.

Ve Bir Soru: Siz Ne Yapardınız?

Yazımın sonuna gelirken size bir soru sormak istiyorum.

Hayranı olduğunuz kişiyle karşılaşmanızın, birlikte olmanızın ve sonsuz bir aşk yaşamanızın tek ihtimali onun yakın arkadaşının cinayete kurban gitmesi olsaydı ve size tercih hakkı sunulsaydı siz ne seçerdiniz?

“Hayır, arkadaşı yaşasın. Biz karşılaşmasak da olur, yeter ki o mutlu olsun.” mu derdiniz?

Yoksa,

“Karşılaşmamız için tek ihtimal buysa, bu ihtimali kabul ediyorum.” mu derdiniz?

Bence zor bir soru sordum. Benim cevabım belli ve beni tanıyanlar ne cevap vereceğimi çok iyi bilir. Ama bu yazımı okuyan siz değerli okurların da ne düşüneceğini merak ediyorum. Bunu kendi içinizde sorgulamanız bile beni mutlu edecek. Çünkü insanlara böyle sorgular yaptırmaya bayılıyorum ❤️

Son Söz

Mantıksız bulduğum yerler var mı? Evet.

Keşke enemies to lovers olsaydı dedim mi? Cevabımı biliyorsunuz. Defalarca.

Ama yine de; eğlendim, keyif aldım, cinayet kurgusundan tatmin oldum. Esas kızın hem avukat hem fan kimliğini izlemekten de keyif aldım. Benim için güzel bir deneyimdi.

Puanım: 8/10

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir