Lovely Runner’ın konusunu kısaca özetleyerek başlamamız gerekirse; dizi, en sevdiği müzik idolü Ryu Sun-jae’nin ölüm haberiyle yıkılan Im Sol’ün etrafında şekilleniyor. Geçmişte geçirdiği bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye mahkum olan ve hayata tutunmakta zorlanan Sol, teselliyi şarkılarında bulduğu Sun Jae’nin ölüm haberi sonrası gizemli bir şekilde 15 yıl öncesine, lise yıllarına (2008) ışınlanıyor. Sun-jae’nin henüz şöhret olmadığı bu yıllarda onunla aynı dönemde uyanan Im Sol, hem kendi tekerlekli sandalye kaderinden kaçmaya hem de idolünün gelecekte yaşayacağı trajediyi engellemeye çabalıyor. İkili arasındaki bağ geliştikçe, aslında çok daha eskilere dayanan ortak bir kaderleri olduğunu keşfediyorlar.
Evet, dizinin konusu kısaca bu. Ama kesinlikle çok daha fazlası var. Gelin, o çok fazlasını beraber inceleyelim.
İlk Bakışta Bir Fan Hikayesi Ama Aslında Çok Daha Fazlası
Lovely Runner’ı sevme sebebim sadece romantik bir Kore dizisi olması değil. Beni esas etkileyen şey, dizinin aşkı işleyiş biçimi. İlk başta hikâye, sevdiği ünlüyü kurtarmaya çalışan bir hayranın zamanda yolculuk yapması gibi görünüyor. Im Sol, hayranı olduğu Ryu Sun-jae’yi trajik kaderinden kurtarmaya çalışıyor sanıyoruz. Evet, Im Sol açısından durum bu ama ikilinin arasındaki bağ bu kadar basit değil.
Dizi ilerledikçe anlıyoruz ki bu bağ, sandığımızdan çok daha eski, çok daha derin ve çok daha karşılıklı. Lovely Runner’ın güzelliği benim için tam olarak burada başlıyor. Hikâye, tek taraflı bir hayranlık anlatısı olmaktan çıkıp zamana, hafızaya ve kadere meydan okuyan bir aşk hikâyesine dönüşüyor.
Im Sol Sadece Bir Fan Değil

Bence dizinin en güzel kırılma noktası, Im Sol’un aslında Sun-jae için yalnızca bir hayran olmadığını öğrenmemiz oluyor. Biz onu, sevdiği ünlüyü kurtarmaya çalışan bir hayran sanırken; aslında Sun-jae’nin ilk aşkının Im Sol olduğunu fark ediyoruz.
Üstelik Im Sol, Sun-jae’nin sadece sevdiği kız değil; aynı zamanda Sun-jae’nin ölmekten kurtardığı kişi. Yani Im Sol; Sun-jae’nin ölümden kurtardığı ilk aşkı.
Bu gerçek ortaya çıktığında hikâye bambaşka bir anlam kazanıyor. Çünkü o noktadan sonra izlediğimiz şey artık tek taraflı bir sevgi değil, zamanın ve hafızanın bile silemediği karşılıklı bir bağ oluyor.
Bu detay benim için dizinin duygusal etkisini çok artırdı. Çünkü başta Im Sol’un Sun-jae’ye duyduğu hayranlığı izlediğimizi düşünürken, aslında Sun-jae’nin de uzun zamandır Im Sol’u kalbinde taşıdığını görüyoruz ve bunu izlemek çok keyifliydi.
Sun-Jae’nin Aşkı Neden Bu Kadar Etkileyici?

Sun-jae’nin aşkını izlemek benim için dizinin en güçlü taraflarından biri. Başlarda Im Sol’un davranışlarına anlam veremeyen, bazen şaşıran ama yine de onun ilgisinden memnun olan bir Sun-jae görüyoruz. Dışarıdan bakınca “Bu kız ne yapıyor?” diye düşünüyor gibi duruyor ama arka planda aslında Im Sol’un varlığı onu mutlu ediyor.
Onun ilgisini, telaşını, yanında oluşunu seviyor. Sebebini tam olarak anlayamasa bile Im Sol’un ona yaklaşması, onu korumaya çalışması ve hayatına bu kadar yoğun şekilde dahil olması Sun-jae’nin hoşuna gidiyor. Bu küçük detaylar, onun aşkını daha sessiz ama çok daha derinden hissettiriyor.
Özellikle Sun-jae’nin Im Sol için şarkı yazmış olması, onun yıllarca içinde taşıdığı duyguyu çok güzel anlatıyordu. Sun-jae’nin duygusu o kadar güçlüydü ki izlerken hayran kalmamak mümkün değildi. Hani sanki öyle büyük bir aşk ki Im Sol’ü geçmişe defalarca çekip bir arada olmalarını sağlıyor. Bu aşk öyle büyük bir aşk ki zamanı ve mekanı aşarak kaderin değişmesini sağlıyor.
Ah Sun-jae’m üzümlü kekim…
Sun-Jae’nin Aşık Olduğu İlk An

Sun-jae’nin Im Sol’u görür görmez âşık olduğu o anı yüz kere izlesem sıkılmam -ki dizi içerisinde de zaman yolculuğu sebebiyle defalarca tekrar eden bir sahne zaten ve asla sıkılmadım izlerken- çünkü o an, o bakış, o etkileniş insanın içine işliyor.
Sun-jae normalde yağmurdan nefret eden biriyken Im Sol ile yağmurlu bir günde karşılaştığı için yağmuru sevmeye başlıyor. O aşk itirafı o kadar güzel ki… Hemen buraya bırakıyorum.
Bekleyecektim ama artık saklayamıyorum. En çok nefret ettiğim şey neydi? Yağmur. Tüm günü havuzda geçirdiğini, sonra da yağmurda yürüdüğünü düşün. Bundan nefret ederdim.
Ama…
Seni ilk gördüğümde yağmurluydu. O zaman hoşuma gitti. Ama hep nefret ettiğim bir şeyi birden sevemem ya. Anlık bir şey sanmıştım. Ama değilmiş. Hâlâ nefret etmiyorum. Asla nefret edeceğimi de sanmıyorum. Yağmurdan da… Senden de…
Sol! Senden hoşlanıyorum. Hem de çok.
Bu aşk itirafı Sol geçmişe döndükten sonra yaşanıyor tabii. Çünkü Sol Sun-jae ile yakın olmak için hareket ediyor. Ama Sol Sun-jae ile yakın olmasa da Sun-jae’nin ilk aşkı, bu gerçek değişmiyor. Bu aşk itirafı ilk olasılıkta gelmemiş olsa bile; ilk olasılıkta, Sun-jae Im Sol için şarkı yapıyor ve Im Sol o şarkıyı bir hayran olarak, şarkının kendisi için yazıldığını bilmeden dinliyor. Ve geçmişe döndüğünde o şarkının aslında kendisi için yazıldığını öğreniyor. Muhteşem bir aşk dinamiği. Hayran kaldık.
O şarkının sözlerini de yazalım buraya.
O Muhteşem Şarkı – Sudden Shower
Senin bana geldiğin o ilk gün,
bu yağmur hiç dinmesin istemiştim.
Yalnızca kısa bir süre ıslatıp sonra geçip giden bir yağmur olmasın diye içimden defalarca dilemiştim.
Sen de biliyor musun benim neler hissettiğimi?
Her gün yalnızca seni düşleyen beni…
Bugün de usulca kalbime sızıyorsun.
Sen, bana gökyüzünün gönderdiği
en güzel hediyesin.
Tek başına durduğun bu dünyada
seni ben koruyacağım.
Bir gün ansızın,
sağanak yağmur gibi hayatıma yağmış olsan da
bugün de seni çağırıyorum;
benim için çok özel olan seni.
Düşen yağmur damlaları
bir anda beni uyandırıyor
ve ben yine kendimi
seni düşünürken buluyorum.
Artık bana gel.
Ben her zamanki gibi
seni bekliyorum.
Elini sıkıca tutacağım;
sanki hiç bırakmayacakmış gibi.
Unutmak istediğin o acı hatıraları da
yağmur damlalarıyla birlikte
akıtıp gönderebilirsin.
Bazen çok yorulsan da
gökyüzü üzerine bulut gibi çökse de
benim burada olduğumu unutma.
Sen aşksın.
Benim biricik aşkımsın.
Çünkü bir daha
senin gibi bir aşk gelmeyecek.
Unutmayacağım;
bana bıraktığın
en küçücük anıyı bile.
Bugün de kalbimin en derinine
yeniden kazıyorum:
Benim için bir hediye olan seni.
Sun-Jae: Gerçek Bir K-Drama Erkeği
Sun-jae’nin “Eğer öleceğimden korkuyorsan, benim için sorun yok. Seni kurtarırken ölmek benim için sorun değil.” hissindeki fedakârlığı da çok etkileyiciydi. Bu tarz cümleler yanlış işlendiğinde fazla dramatik durabilir ama Sun-jae karakterinde bunun altı doluydu.
Çünkü onun aşkı sadece sözde kalmıyordu. Davranışlarında, seçimlerinde ve Im Sol’u koruma biçiminde sürekli görünür hale geliyordu. Ben romantik dizilerde aşkın gerçekten hissedilmesini çok önemsiyorum ve Lovely Runner bu konuda beni fazlasıyla tatmin etti.
Sun-jae romantikti ama bu romantizm yalnızca büyük jestlerden ibaret değildi. Onun aşkında sessiz bir sadakat, içten bir bağlılık ve sevdiği insanı korumaya hazır olma hali vardı. Bu yüzden karakterin duygusu izleyiciye güçlü bir şekilde geçiyordu.
Özellikle sevgisini içinde yaşama ve gösterme şekli o kadar şapşaldı ki böyle karakterleri izlemeyi seven herkesin bayılacağını düşünüyorum. Sun-jae’m seni seviyorum!
Diziyi izlemeyecekseniz bile Sun-jae’nin ilk bölümlerde Im Sol’e aşkını itiraf etme çabasındaki şapşallığını izleyin; iddia ediyorum, çok keyif alacaksınız.
Im Sol’un Aşkı da En Az Sun-jae Kadar Güçlüydü

Bu dizide sadece Sun-jae’nin aşkını hissetmedim. Im Sol’un aşkı da en az onunki kadar güçlüydü. Çünkü Im Sol, sevdiği birini kurtarmak için defalarca geçmişe dönen, her şeyi yeniden yaşamayı göze alan ve gerektiğinde Sun-jae’nin hayatından çıkmayı bile kabul edebilen bir karakter.
Onun sevgisi bencil bir sevgi değildi. Sun-jae yanında olsun diye değil, Sun-jae yaşasın diye mücadele etti. Bu da Im Sol’un aşkını çok daha anlamlı hale getirdi.
Bence Lovely Runner’ın romantik gücü biraz da buradan geliyor. İki tarafın da aşkı farklı şekillerde ama aynı yoğunlukta hissediliyor. Sun-jae sevdiği kadını korumak istiyor; Im Sol ise sevdiği erkeği yaşatmak için kendi mutluluğundan bile vazgeçebiliyor. Bu yüzden ikisinin aşkı benim için çok dengeli ve çok güçlüydü.
Zaman Yolculuğu Teması da Başarılıydı
Dizinin zaman yolculuğu temasını işleyişini de başarılı buldum. Lovely Runner, “Kader böyle yazılmış, ne olursa olsun yaşanacak” fikrini savunmuyordu. Tam tersine, bazı şeylerin değişebileceği fikrini korudu.
Bu benim hoşuma gitti. Çünkü hikâyenin duygusal tarafı kadar umut veren tarafı da buradaydı.
Evet, geçmişte bazı acılar var. Evet, bazı olaylar tekrar tekrar karakterlerin karşısına çıkıyor. Ama dizi yine de “Bir şeyleri değiştirmek mümkün” duygusunu tamamen kaybetmiyor.
Ben kader temasının bu şekilde işlenmesini daha çok seviyorum. Çünkü “Ne yaparsan yap değişmez” fikri hikâyeyi fazla karanlık ve çaresiz bir yere çekiyor, kaldı ki bu inanışın gerçekle uzaktan yakından alakası da yok. Dolayısıyla Lovely Runner’ın kaderi tamamen sabit bir çizgi gibi değil, sevgiyle, cesaretle ve seçimlerle değişebilecek bir yol gibi anlatması benim için çok değerli.
Aşk Üçgeni de Dozundaydı
Aşk üçgeni tarafı da bence yerindeydi. Hikâyeyi yormadı, ana çiftin önüne geçmedi ama romantik gerilimi tatlı bir şekilde besledi. Bazı dizilerde aşk üçgeni gereksiz uzar ve ana ilişkinin duygusunu zayıflatır. Lovely Runner’da ise bu denge daha iyi kurulmuştu.
Benim için merkez hep Sun-jae ve Im Sol’un bağıydı ve dizi de bunu kaybetmedi. Yan karakterlerin hikâyeye kattığı enerji vardı ama hiçbir zaman ana aşkın önüne geçecek kadar baskın hale gelmedi. Hatta bence hikâyede çok tatlı bir dinamik oluşturdu.
Mantıksız Bulduğum Bir Nokta
Tabii diziyi tamamen kusursuz bulduğumu söyleyemem. Özellikle Im Sol’un geçmişe döndüğü son zamanlardan birinde gördüğü gelecekten bir sahne kısmı bana biraz mantıksız geldi.
Im Sol kötü bir şey olacağını görüyor ve o şeyin yaşanacağını düşündüğü yere gidiyor. Ama aslında oraya gitmese belki de o olay hiç yaşanmayacak. Ben o sahnede gördüğü şeyin, “Gelecek böyle olacak”tan çok “Bunu yaparsan böyle olabilir, dikkat et” uyarısı gibi de okunabileceğini düşündüm.
Bu yüzden Sun-jae’yi bırakıp doğrudan o yere gitmesi bana çok mantıklı gelmedi. İzlerken “Neden bunu yapıyorsun?” dediğim bir noktaydı. Yine de bu detay dizinin genel duygusunu bozmadı; sadece zaman yolculuğu mantığı açısından beni biraz düşündürdü. Yoksa Im Sol’un kendini bir kenara koyup Sun-jae’yi korumak için ilerlemesi çok değerliydi.
Hafıza, Hatırlama ve Flashback Sahneleri

Lovely Runner’ın en sevdiğim taraflarından biri de hafıza meselesini kullanma biçimiydi. Kore dizilerinde hafıza kaybı, hatırlama anı ve flashback sahneleri bazen çok klişe olabiliyor ama doğru işlendiğinde de inanılmaz etkileyici oluyor.
Bu dizide Sun-jae’nin Im Sol’u hatırlama anını çok sevdim. Çünkü o sahne klasik bir hafıza geri dönüşü gibi değildi. İzlediğimiz aşkın yeniden tamamlanmasıydı aslında. Aşkın gücünü açıkça gösteren bir sahneydi. “Ne olursa olsun yaşadığınız gerçek aşksa hiçbir şey size engel olamaz. Zaman, mekân ve paralel evrenler bile…” diyen bir sahneydi.
Dolayısıyla parçalar yerine oturdu ve hikâyenin duygusal etkisi daha da güçlendi.
Bir karakterin sevdiği insanı, yaşadığı duyguları ve aralarındaki bağı yeniden hatırlaması bana her zaman etkileyici geliyor. Lovely Runner da bu duyguyu iyi kullanan dizilerden biri oldu.
Finali Tatmin Edici miydi?
Finali beğendim. Bence hikâyeyi güzel ve tatmin edici bir noktada kapattılar. Lovely Runner, sadece popüler olduğu için konuşulan dizilerden biri değil; gerçekten romantik anlatımı güçlü, karakter bağı iyi kurulmuş ve izleyicisine aşkı hissettirebilen dizilerden biri.
Özellikle romantik Kore dizilerinde final çok önemli. Çünkü bazı diziler harika başlıyor ama finalde ya aceleye geliyor ya da duygusal tatmini tam veremiyor. Lovely Runner’da ise ben bu eksikliği hissetmedim. Hikâyenin kapanışı, karakterlerin yaşadığı her şeye değen bir noktadaydı.
Lovely Runner Neden Bu Kadar Sevildi?
Bence Lovely Runner’ın bu kadar sevilmesinin sebebi, aşkı sadece romantik sahnelerle anlatmaması. Dizi, aşkı hatırlamakla, korumakla, vazgeçmekle ve yeniden seçmekle anlatıyor.
Sun-jae ve Im Sol’un ilişkisi, sadece iki insanın birbirinden hoşlanması değil. Bu bağın içinde geçmiş var, kayıp var, özlem var, korku var ve bütün bunlara rağmen tekrar tekrar birbirine ulaşma çabası var.
Benim için Lovely Runner’ın en güzel tarafı şuydu: Başta bir fanın idolünü kurtarma hikâyesi gibi görünen şey, sonunda iki insanın birbirini zamandan, kaderden, acıdan ve unutuluştan defalarca seçtiği bir aşk hikâyesine dönüştü ve ben buna bayıldım!
Şarkılarına da Parantez Açmak Gerekiyor…
Sudden Shower’dan bahsetmiştim zaten; çok sevdiğim, dinlemekten keyif aldığım bir şarkı. Genel olarak müziklerine de bayıldığım bir dizi ama bir de Spring Snow diye bir şarkısı var ki yeri ayrıdır bende.
İlhan İrem’in “Sen, sensizliği nereden bileceksin? Sen hiç sensiz kalmadın ki…” şarkı sözü beni çok etkiler, ilk dinlediğimdeki etkilenişim hala aklımdadır. İşte Spring Snow’da geçen “Sen uzun zamandır beklediğim baharımsın.” sözü de beni çok etkilemişti. İlhan İrem kadar etkileyici değil elbette ama günümüz şartlarında gayet etkileyici bir şarkı sözü olduğunu düşünüyorum. O yüzden Spring Snow’un ve tabii ki Lovely Runner’ın yeri ayrı benim için.
Lovely Runner müzikleriyle de gayet etkileyici olan bir dizi.
Kore’nin En İyi Romantik Kore Dizilerinden Biri
Lovely Runner bence Kore’nin gerçekten iyi romantik dizilerinden biri. Zaman yolculuğu temasını romantizmle güzel bir şekilde birleştiriyor, karakterlerinin aşkını izleyiciye hissettiriyor ve hikâyesini tatmin edici bir finalle tamamlıyor.
Kusursuz mu? Hayır. Bazı sahnelerde zaman yolculuğu mantığı sorgulanabilir. Ama duygusu güçlü mü? Kesinlikle evet.
Ben Lovely Runner’ı en çok Sun-jae’nin aşkı, Im Sol’un fedakârlığı ve ikisinin arasındaki o zamana meydan okuyan bağ için sevdim. Çünkü bana sorarsanız aşk tam da böyle bir şey olmalı. Her şeye rağmen hatırlanmalı, korunmalı, tekrar bulunmalı ve gerektiğinde zamanı bile aşmalı.
