Bazen bir kitap çok övülür ve insan ister istemez o kitaba biraz temkinli yaklaşır ya… Aslında sadece kitap için de geçerli değildir bu. Çok övülen filmlere, dizilere hatta insanlara da temkinli yaklaşma potansiyelimiz vardır. Çünkü her şeyde bir kusur vardır ve herhangi bir şeyin fazla övülmesi bizde hemen şüphe uyandırır. En azından bende durum bu. O yüzden çok övülen şeylere karşı hep temkinli yaklaşırım.
Beklenti yükseldikçe hayal kırıklığı ihtimali de artar. Belki kötü bir kitap değildir ama beklentinizi o kadar yükseltmişsinizdir ki en sonunda “Bu muydu yani?” derken bulursunuz kendinizi. İşte o anı yaşamamak için temkinli yaklaşmayı severim.
En İçten Dileklerimle kitabına da bu sebeple temkinli yaklaştım. Çok övülmesine rağmen hemen almadım. Fakat artık bir noktada o kadar çok merak ettim ki “Hayal kırıklığı olacak olsan bile seni okuyacağım.” dedim. Çünkü asıl övülen şey erkek karakterin sevme şekliydi ve diğer kısımları beğenmesem bile bu kısım gerçekten güzel yazıldıysa hayal kırıklığı yaşamam diye düşündüm. E doğru düşünmüşüm.
Size şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitap az bile övülüyor.
Okuduğum en iyi romantik komedi kitabı, bu kadar net söylüyorum. Evet, uzun zamandır romantik komedi kitabı okuyucusu değilim ama romantik komedi film/dizi bağımlısıyımdır. Hikaye okumayı, analiz yapmayı, değerlendirmeyi severim. Tüm bunları göz önünde bulundurursak analiz ve yorumlama yeteneğime güvenirim. Dolayısıyla bana güvenin ☺️ Güzel seven erkek okuma ihtiyacınız varsa daha iyisini zor bulursunuz. Mutlaka şans verin!
Hikayenin Akıcılığı Okuru İçine Çekiyor
Bu kitabın en güçlü yanlarından biri kesinlikle hikayenin akışı. Hikaye öyle akıyor ki “Bir bölüm daha okuyayım…” derken bir bakmışsınız kitabı bitirmişsiniz. Hatta kitabı kapattığınızda bile hikaye aklınızdan çıkmıyor. Gün içinde bir sahneyi hatırlayıp düşünürken bulabiliyorsunuz kendinizi. Bu da bir kitabın etkileyici olduğunun en güzel göstergelerinden biri.
Karakterlerin psikolojilerini anlıyorsunuz. Ne hissettiklerini görebiliyorsunuz. Hatta görmekten öte siz de onların hissettiklerini hissediyorsunuz. Çok güçlü bir duygu diliyle yazılmış bir kitap. Abby Jimenez’i ilk kez okudum ama diğer kitaplarına da bakacağım çünkü dilini ve aşkı algılama şeklini çok sevdim.
Hadi hemen kitaba bu kadar aşık olmama sebep olan erkek karakteri yorumlayalım.
Jacob: Kurgu Dünyasının En Güzel Seven Erkeği
Başlığım biraz abartılı olabilir. Çünkü kurgu dünyasındaki tüm erkekleri okumadım. Fakat okumuş olsaydım da Jacob’ı ilk üçten indirebileceğimi hiç sanmıyorum. Daha güzel seven bir erkek yazılabilir mi, bilmiyorum.
Ben koyu bir Mr. Darcy hayranıyımdır ama Jacob onu bile geçti. Mr. Darcy’e sinirlendiğim, kızdığım anlar oluyordu. Jacob’a en fazla kendisine zarar verdiği için, başkalarını kendisinden çok düşündüğü için kızmışımdır. Bu kadar mükemmel bir karakterdi. Alıp pamuklara sarasımız geliyor kendisini…
Romantik komedi kitaplarında genellikle erkek karakterler oldukça benzer şekilde yazılır. Güçlülerdir, kusursuz görünürler, duygularını kolay kolay göstermezler ve çoğu zaman neredeyse “mükemmel erkek” olarak tasvir edilirler.
Hele o dış görünüşleri… Sayfalarca kaslarını vs. okuruz. Yani o kadar detaylı bir şekilde fizikleri övülür ki bir noktadan sonra “Yeter.” deme olasılığımız artar.
Ama Jacob öyle değil.
Tabii ki de fiziksel görünüşü oldukça iyi. Erkeğin de kadının da kendine bakanı, spor yapanı makbuldür. Esas erkeğin fiziksel görünüşü elbette okuyucunun ilgisini çekmeli. Ama ondan çok daha önemli detaylar vardır ve Jacob bu detaylara sahip.
Peki nedir bu detaylar?
Sevgisini göstermeli. Fedakarlık yapabilmeli. Karşı tarafın travmalarını anlayıp ona sağduyuyla yaklaşabilmeli. Kırılsa da kırmamalı. Kırıcı sözlerden kaçınmalı. Hatta öyle ki “Beni kullanmak istiyorsan kullan. Ne yaparsan yap. Yeter ki yanımda ol.” diyebilmeli.
Evet arkadaşlar, evet, Jacob muhteşem bir kurgusal karakter.
Muhteşem derken 4/4’lük, hiçbir problemi olmayan bir insandan bahsetmiyorum. Zaten bu muhteşemlik midir? Kusursuz bir insan yoktur, olamaz. Önemli olan kendimizi geliştirme potansiyeli taşımamız, kendimize yüklenmeden kendimizi eleştirip olumlu yönde kendimizi değiştirmemiz. Jacob işte böyle bir karakter. Bu yüzden de muhteşem!
Jacob; anksiyetesi olan, panik atak yaşayan ve bu yüzden ilaç kullanan bir adam. Yani psikolojik olarak kırılgan yönleri olan bir karakter. Bu yüzden de çok daha gerçek. Çünkü hayatın içinden. Anksiyetesi olan insanlar da romantik komedi kitabının esas erkeği olamaz mı? Elbette olabilir. Bu kitap ve Jacob bunun en güzel örneği.
Jacob’ı Neden Bu Kadar Çok Sevdim?
Jacob yeni insanlarla tanışma konusunda başarılı değil. Anksiyetesi yüksek bir karakter. Briana ile tanışma süreci anksiyetesi dışında da bir takım zorluklar yaşamasına sebep olacak şekilde gelişiyor. Bir de üstüne anksiyete eklenince Jacob bu durumu fazlasıyla düşünüyor, kafaya takıyor ve kendisine aşık edecek bir şekilde çözüm üretiyor.
Abby Jimenez, Jacob’ın zihninin çalışma şeklini çok etkileyici bir biçimde anlatmış. Hatta o kadar iyi ki yazar da anksiyete ile baş etmeye mi çalışıyor diye düşünmeme sebep oldu. Çünkü gerçekten Jacob’ın ağzından yazılan bölümler anksiyetesi olan birinin ağzından yazılmış gibi. O açıdan da çok başarılı buldum. Hatta Jacob’ın ağzından yazılan bölümleri daha çok sevdim.
Mesela Jacob, Briana ile iletişim kurarken her şey o kadar sinir bozucu şekilde ilerliyor ki en sonunda bizi kendisine aşık edecek o kararı verip Briana’ya mektup yazmaya başlıyor…
Evet, kalbimizi eriten o mektuplar. Tamamen özenle, el yazısıyla yazılmış, zarfın içine konan o mektuplardan…
Fakat Briana’dan cevap gelene kadar Jacob kafasında kuruyor da kuruyor. Öyle ki Briana’nın mektubu sesli bir şekilde dalga geçerek arkadaşlarının arasında okuduğunu bile düşünüyor. En olmayacak ihtimaller aklının ucundan geçiyor ve ben okurken çok şaşırdım. Bir ara o kısımlar esprili sahneler gibi geldi bana ve güldüm ama aslında güldüğüm şeyin gerçekten Jacob’ın zihninden geçen çok büyük sorunlar olduğunu anlayınca utandım. Bu sebeple kendime kızdım. Jacob bir kurgusal karakter olsa da insanlar bunları gerçekten yaşıyor ve sorguluyor. Buradan anksiyetesi olan herkese de şifa diliyorum. Kendinize nazik olun, kolay bir şeyle baş etmiyorsunuz ❤️
Jacob’a Dönecek Olursak…
Jacob’a dönecek olursak kafasında bu kadar kurmasına rağmen Briana’ya mektup yazıyor. Yani çabalıyor. Kendini en doğru şekilde, en romantik yöntemle Briana’ya anlatıyor ve hem Briana hem de okuyucular eriyip bitiyoruz.
Bu kadarla da kalmıyor. Normalde anksiyetesi yüzünden asla yapmayacağı şeyleri Briana için yapıyor. O kendisini sevsin diye canını dişine takıyor. Sanki aksi mümkünmüş gibi… Jacob’ı sevmemek mümkün değil. Jacob’ı sevmeyende problem vardır. Bu kadar açık ve net. E doğal olarak Briana da tüm travmalarına rağmen Jacob’a körkütük aşık oluyor. E nasıl olmasın?
Bir karakterde tek bir falso olmaz mı? Jacob’ta asla yok. Bir tane hatası olsun da yazalım ve eleştirelim. Hani diyelim ki “Evet böyle bir hata yaptı ama bu da anlaşılır bir hata.”
Ama yok, diyemiyoruz. Çünkü adamın tek bir falsosu yok. Tek eleştirebileceğim şeyi başkalarını kendinden daha çok düşünmesi. Başka da eleştirim yok adamla ilgili. Düşünceleriyle kendini yorması, kendi değerini farkında olmaması falan eleştirilebilir en fazla. Bunlar da esas erkek eleştirisi değil tabii ki. Hayatı daha keyifli yaşaması için onun adına söyleyebileceğim şeyler. Yani evet, tek bir falsosu yok. Aşık olduk maalesef.
Brianna kocan olay, kurgusal evrende de olsanız tadını çıkar ☺️
Bakın size bir alıntı bırakayım da kitabı okumamış olsanız dahi siz de aşık olun ❤️
Uzun zamandır anksiyetemin hayatıma hükmetmesine izin vermiştim. Yaptığım her şey rahatsız olmamanın ve konfor alanımdan çıkmamanın etrafında dönüp duruyordu.
Amy ile yapmam gereken zor konuşmaları yapmamış, sonrasında ne olacağından korktuğum için ilişkimizi bitirememiştim.
Yeni olan her şey benim için ürkütücü olduğundan ve riske girmeye razı olmadığımdan olduğum yerde çakılıp kalmıştım. Hayatımın sakin, kolay ve sabit olmasını istemiştim.
Ama Briana ile aynı şeyi yapmayacaktım. Konfor alanımdan çıkacaktım. Çünkü o konfor alanımın dışındaydı. Ve ben onun için her yere gitmeye hazırdım.
Ve Jacob bunları Briana kendisini reddettikten sonra düşünüyor. Reddedildikten sonra çirkinleşen değil aksine güzelleşen bir karakter!
Hele ki Böbrek Nakli Mevzusu…
Briana’nın kardeşi Benny böbrek nakli bekleyen bir hasta. Umutları da tükenmiş durumda. İşte tam o sırada Jacob, Benny’e böbrek verebileceğini söylüyor, böbreğinin Benny’ninkiyle uyumlu olduğunu keşfediyor ve daha Briana’yı bile doğru düzgün tanımazken hatta Briana onu terslerken o sırf Briana’yı mutlu görmek için Benny’e böbreğini vermeyi kabul ediyor.
Briana bunu öğrendiğinde Jacob’a ağlayarak teşekkür edip sarılıyor ve Jacob’ın iç sesi şöyle diyor.
Yapacağım her şey -organ bağışı, ameliyat, iyileşme süreci- sırf bu an için bile değerdi.
Tüm kitabı yazmayacağım, merak etmeyin ama bu kitabı mutlaka okuyun. Jacob Maddox’tan mahrum kalmak istemezsiniz, bana güvenin 🤍
Güçlü Ama Gerçekçi Bir Kadın Karakter
Evet, şimdi sıra güzeller güzeli Briana’mızda.
Briana çok zeki, başarılı ve çok güzel bir kadın. Jacob da önce Briana’nın güzelliğine vuruluyor. Yorgun olduğunda da güzel olan, başarılı, zeki, sevdikleri için fedakarlık yapmaktan çekinmeyen bir kadın karakter düşünün. Briana tam olarak bu.
Aynı zamanda 10-12 senelik kocası tarafından aldatılan bir kadın Briana. Hem de adam Briana’yı Briana’nın arkadaşıyla aldatıyor. Briana bu sebeple bebeğini de kaybediyor. Bebeğini kaybetmek mi yoksa zaten istenmeyen bir bebeğe hamile kalmış olmak mı onun için daha acı, bunun cevabını da veremiyor. Briana travmaları olan bir kadın anlayacağınız.
Babası tarafından terk edilen bir kadın aynı zamanda. Annesi tarafından “Erkeklere güven olmaz.” mottosuyla büyütülmüş. Ama yine de Briana doğru erkeklerin var olduğuna inanmış. Fakat doğru erkek sandığı eşi onu aldatınca Briana en sonunda erkeklere küsüyor.
Jacob ile de erkeklere küstüğü dönemde karşılaşıyor.
Erkeklere küsen her temiz kalpli kadın Jacob gibileriyle karşılaşsın dilerim ki.
Her neyse… Briana doğal olarak Jacob gibi muhteşem bir adama aşık oluyor. Hem onunla olmak istiyor hem de korkuyor. Bu çelişki de çok güzel yazılmış. Psikolojik açıdan Briana’nın travmalarının da çok güzel yazıldığını düşünüyorum.
Briana Güçlü Bir Kadın mı?
Kesinlikle çok güçlü bir kadın. Çok da sevimli. “Keşke arkadaş olsak.” diyeceğiniz türden bir kadın. Evet, korkuları var ama en sonunda o korkularla savaşma cesaretini de göstermeyi başaran bir kadın. Zaten cesaret bir şeyi korkusuzca yapmak değil, korka korka da olsa yapabilmektir. Dolayısıyla Briana cesur bir kadın. Çünkü en sonunda korkularıyla yüzleşmeyi seçiyor.
Eğer korkularına teslim olsaydı belki çok farklı bir hikaye okuyacaktık. Çünkü hayat, karşınıza Jacob’ı çıkaracak kadar cömert olsa bile en sonunda sizin verdiğiniz seçimlerle şekilleniyor. Ve Briana en sonunda doğru seçimi yaparak yaşayabileceği en güzel aşk için kendisine izin veriyor.
Dolayısıyla kesinlikle cesur ve güçlü bir kadın. Çok sevdim kendisini.
Hikayedeki Yanlış Anlaşılmalar Rahatsız Edici mi?
Bu kitabı araştırırken tek rahatsız edici noktanın yanlış anlaşılmalar olduğunu okumuş ve bu sebeple biraz korkmuştum açıkçası. Fazlasıyla övülen Sahte Balayı kitabında da benzer eleştirileri okumuştum çünkü ve o kitaptan nefret etmiştim. Hala da nefret ediyorum. Ama o kitabın sorunu yanlış anlaşılmadan ziyade erkek karakterin red flag olmasıydı. O kitap hakkında yorum yazmak istemiyorum çünkü gerçekten nefret ediyorum ama şerefsiz erkekleri esas erkek olarak yazmaktan acilen vazgeçin uyarısını yapabilirim en azından.
Bu durumu En İçten Dileklerimle kitabına bağlayacak olursak yanlış anlaşılmanın Sahte Balayı’ndaki gibi işlenmiş olma ihtimali beni korkutmuştu.
Çiftler arasında sağlam bir güven inşa edilmeli ve bu güven korunmalı diye düşünenlerdenim. Bahsettiğim kitapta bu yoktu ama En İçten Dileklerimle kitabında bu var.
Yanlış anlaşılmalar olsa da bu asla aralarındaki güvene zarar veren bir yanlış anlaşılma değil. Aksine Briana yanlış anlarken bile “Onun suçu yok. O en başından bana her şeyi açıkça söyledi.” diyor. Aslında yanlış anlaşılmaya sebebiyet veren şey başlangıçta Jacob’ın biraz fazla açık olması bile olabilir ☺️
Şöyle ki Briana, Jacob’ı hâlâ eski sevgilisi Amy’e aşık sanıyor. Böyle düşünmesinin esas sebebi Jacob’ın ilk başta “Onu unutamadım.” demesi. Çünkü o zamanlarda doğru cevabı Jacob da bilmiyor. Unuttu mu unutamadı mı bilmiyor. Amy’nin, erkek kardeşiyle evlenecek olmasını kafaya takmasını unutamamak olarak da yorumlamış olabilir ama aslında ihaneti düşünmek kadar normal bir şey yok.
Amy’i düşünmesinin sebebi unutmamak değildi, uğradığı ihanetti. Ama Jacob’ın bunu kabullenmesi için ihanete uğradığını farkında olması lazım. Maalesef Jacob kendisi dışında herkese anlayışlı olan bir karakter. Amy’i de kardeşini de anlayan, onlara anlayışla yaklaşan bir karakter. Durum böyle olunca da “İhanete uğradığım için düşünüp duruyorum.” diyemiyor, “Unutamadım herhalde.” diyor.
Her neyse…
Zamanla Jacob “Ben Amy’i sevmemişim.” aydınlanmasını yaşıyor. Biz bunu görüyoruz, okuyoruz. Ama Briana tam olarak bunu göremiyor tabii. Görse de inanamıyor. İşte yanlış anlaşılmalar da tam olarak burada başlıyor. Jacob Briana için ölüp biterken Briana Jacob’ı Amy’e aşık sanıyor. Jacob’ı bu sebeple reddediyor. Çünkü kimsenin yara bandı olmak istemiyor.
Çok anlaşılır bir yanlış anlama dinamiği ve inanın, hiç saçma bir şekilde yazılmamıştı. Bu yanlış anlaşılmanın uzatıldığını da düşünmüyorum. Tam zamanında her şey ortaya çıktı ve her şey işlenmesi gerektiği gibi işlendi bence. Bu sayede karakterlerin duygularının yoğunluğu da arttı. Ben bu yanlış anlaşılma dinamiğine de bayıldım anlayacağınız. Rahatsız olacağınız bir yanlış anlaşılma söz konusu değil.
Briana’nın Travmaları…
Yanlış anlaşılma durumundan ziyade Briana’nın travmalarını Jacob’a yansıtmasından rahatsız oldum aslında. Eski eşi Nick ve Kelly ile karşılaştıktan sonra Briana’nın travmaları canlanıyor ve “Jacob da beni terk edecek. O beni terk etmeden ben onu terk etmeliyim.” diye düşünüyor. Kendisi için bir koruma mekanizması geliştirmiş, bunu anlıyorum. Ama seni bir kez bile üzmemiş adamı olabilecek en kötü ihtimalleri düşünüp terk etmek… Bu beni rahatsız etti.
Yani yanlış anlamadan ziyade bu kısım beni rahatsız etmiş olabilir. Ama keşke olmasaydı dediğim bir şey değil. Çünkü Briana’nın yaşadıklarını yaşamış ve psikiyatrist desteği almamış bir insanın doğru karar vermesi mümkün değil. Buna da doğru şekilde değinilmiş. O yüzden Jacob adına üzülüp rahatsız olsam da hikaye dinamiği açısından gayet başarılıydı.
Peki ya Jacob’ın annesinin oğluşum da oğluşum diyen erkeklerden olmaması ❤️
Jacob, Briana ile yaşadıklarını anlattığında kadın “Bu çok görülen bir travma tepkisidir. Ona onu sevdiğini belli et.” diyecek kadar muhteşem bir kadın. Jacob gibi bir adam da böyle muhteşem bir kadın tarafından yetiştirebilir zaten… Kendisine de değinmeden geçmeyelim dedim ☺️
Jacob Travmalar Karşısında Ne Yapıyor?
Briana, Jacob’ı travmaları sebebiyle terk edince Jacob Briana’nın yanında olmak, ona sevgisinin büyüklüğünü göstermek için çabalıyor. Ama ne yaparsa yapsın yetmiyor. Jacob bir süre sonra “Bana inanman için ne yapabilirim?” diyor.
Ama bunu “Daha ne yapayım? Her şeyi yaptım. Geçmiş travmalarını bana yansıtmaya hakkın yok.” şeklinde söylemiyor. Aksine “Travmalarını anlıyorum. Ama ben Nick değilim ve asla olmayacağım. Senin için ne yapabilirim? Lütfen söyle, onu yapayım.” diyor.
Jacob Maddox; seni klonlamalıyız!
Her neyse… En sonunda Briana “Bana Ruh’unu gösterebilir misin?” diyor. Briana, Jacob’ın Ruhunu görürse gerçekten Jacob tarafından sevildiğine inanabileceğini düşünüyor. Jacob o noktada ne yapacağını bilemiyor. “Seni sevdiğimi biliyorsun.” diyor. Çok seviyor, bunu belli de ediyor. Daha ne yapacağını bilmiyor. Jacob tükenmiş durumda. Çözüm üretemiyor artık.
Ya da üretebiliyor mu acaba?
Jacob Maddox’ta Çözümler Tükenmez ❤️
Jacob anksiyetesi olduğu için her gün günlük yazan, bu sayede rahatlayan bir adam. Dolayısıyla Briana’yı da günlüğüne yazıyor. Onu ilk gördüğü andan itibaren hissettiği her şeyi günlüğüne yazıyor ve nakil için ameliyata girmeden önce günlüğü okuması için Briana’ya veriyor. Yani aslında Ruh’unu Briana’ya gösteriyor. E bu adam daha ne yapsın?
Ayrıca günlükte sadece Briana da yer almıyor. Briana istese Jacob’ın tüm yazdıklarını okuyabilir. Kendisiyle ilgili olmayan şeylere de göz atabilir. Jacob bu ihtimali göze alarak günlüğü Briana’ya veriyor. Hatta onları da okuyabileceğini söylüyor. Anksiyetesi olan birinin böyle bir adım atmasının ne kadar zor olduğunu az çok hepimiz anlayabiliriz. Ama Briana, Jacob için her şeyden çok değerli ve Jacob’ın en büyük korkusu konfor alanından çıkmak değil artık, Briana’yı kaybetmek.
İşte bu kadar muhteşem bir erkek karakter var kitapta.
Bu arada Briana’nın da hakkını yemeyelim. O da Jacob’ı çok güzel seviyor. Jacob’ı Briana’dan daha iyi anlayacak ve sevecek bir kadın olduğunu da sanmıyorum. Ayrıca günlüğün kendisiyle ilgili olmayan kısımlarını da asla okumuyor. Çok saygılı ve sevgi dolu bir kadın. Travmaları için destek de almaya başlıyor zaten ve her şey yoluna giriyor.
Peki Ya Travmaya Sebep Olan Eski Eşe Ne Oluyor?
Kitapta beni etkileyen sahnelerden biri de Briana’nın eski eşi Nick ile onu aldatan arkadaşı Kelly’yi birlikte gördüğümüz sahneydi. Kelly’nin hamile olduğunu öğrenmek Briana için oldukça yıkıcı bir andı.
Bu sahneyle ilgili internette bazı yorumlar okudum. Bazı okurlar, “Keşke onların da mutsuz olduğunu görseydik” ya da “En azından hayatın onları cezalandırdığını görseydik” gibi yorumlar yapmış.
Ama ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum.
Aslında o sahnede bile onların gerçekten mutlu olduğunu düşünmüyorum.
Bir insanın başka bir insanı aldatarak kurduğu bir ilişki, dışarıdan ne kadar düzenli ya da mutlu görünürse görünsün, içinde mutlaka bir huzursuzluk taşır. Çünkü aldatma yalnızca bir ilişkiyi bitirmek değildir; aynı zamanda güveni, saygıyı ve insanın kendi içindeki dengeyi de zedeleyen bir davranıştır.
Birini artık sevmiyor olabilirsiniz. Sevgi bazen gerçekten biter. Hayatın dönüşümleri vardır ve insanlar değişebilir. Ama böyle bir durumda yapılması gereken şey ayrılmaktır, aldatmak değil.
Dolayısıyla Briana’nın eski eşi gibi birinin gerçek anlamda huzurlu bir hayat yaşayabileceğini düşünmüyorum.
Tutkuyu Aşk Sanmak
Büyük ihtimalle Nick tutkuyu aşk sandı. Kelly ile yaşadığı o yoğun duygunun gerçek aşk olduğunu düşündü. Ama evlilik içinde zaman geçtikçe aslında aradığı şeyin bu olmadığını fark etmiş olması çok olası.
Çünkü Briana gibi temiz kalpli bir kadını kaybetmek çoğu insan için kolay taşınabilecek bir sonuç değildir.
Kelly’nin hamile olması da dışarıdan bakıldığında “mutlu bir son” gibi görünebilir. Ama bir bebeğin doğması her zaman bir ilişkinin sağlam olduğu anlamına gelmez. O bebek doğdu mu? Doğduktan sonra hayatları nasıl ilerledi? Bunu da bilmiyoruz.
Belki bir süre sonra boşandılar.
Belki çocuk doğduktan sonra hayatları bambaşka bir noktaya gitti.
Ya da hiç beklemedikleri sorunlarla karşılaştılar.
Yazar bize bunları anlatmıyor ama ben kendi zihnimde bu hikâyeyi şöyle tamamlıyorum:
Nick gibi insanlar çoğu zaman mutlu olmayı beceremezler. Çünkü gerçek sevgiyi ve sadakati koruyacak karaktere sahip değillerdir. Bu yüzden tutkuyu aşk zannederler. Ama o tutku geçince geriye çoğu zaman boşluk kalır.
O yüzden o asansör sahnesinde bile, Briana ile Jacob’ı gördükleri anda aslında mutlu olduklarını düşünmüyorum. Aksine o an bile içlerinde bir huzursuzluk olduğunu düşünüyorum.
Belki de Briana’nın gerçek mutluluğunu görmek onların en büyük mutsuzluğu olmuştur.
Çünkü bu hikâyede yapılan şey basit bir ayrılık değil; açık bir ihanet.
Ve ben temiz kalpli kadınları üzen erkeklerin gerçekten mutlu olduklarına hiç şahit olmadım.
Bu yüzden bu hikâyenin görünmeyen tarafında Nick’in de Kelly’nin de gerçek bir huzur bulamadığına inanıyorum.
Bu düşünce hem beni tatmin ediyor hem de bana hayatın dengesini hatırlatıyor.
Dolayısıyla bu kısım da beni rahatsız etmedi. Çünkü o çift yasak ilişkiyi seviyordu. Normal ilişkilerinin zorluklarla ve kavgalarla geçip en sonunda ayrılacaklarına adım gibi eminim. Üzmeyin kendinizi yani, o ilişkinin sonu hüsran ☺️
İlla Bir Eleştiri Yap Derseniz…
Eğer “Lütfen şu kitaptaki bir şeyi eleştir artık.” derseniz sanırım tek eleştirim ilişkilerini daha fazla okuyamamak olur. Birkaç bölüm daha ilişkilerini okuduktan sonra “2 Yıl Sonra” bölümünü okumak isterdim. İlla eleştiri yapmam gerekirse bunu eleştirebilirim ama bu da zorlama bir eleştiri olur. Çünkü bu sadece bir temenni ama kitabın eksikliği değil. Kitap bu hâliyle de muhteşem bir kitap!
Beni Jacob Maddox ile tanıştıran bir kitabı nasıl eleştirebilirim ki…
Genel Değerlendirme ve Son Söz
Sonuç olarak; En İçten Dileklerimle, başta bahsettiğim o ‘fazla övülen şeylere temkinli yaklaşma’ duvarımı paramparça eden bir kitap oldu. Abby Jimenez; anksiyeteyi bir zayıflık olarak değil, Jacob gibi bir kahramanın kalbindeki en hassas ve gerçek doku olarak işlemiş. Briana’nın ise hayata karşı ördüğü duvarların, doğru bir sevgiyle nasıl güvenli bir limana dönüşebileceğini okumak büyüleyiciydi.
Bu kitap; sadece ‘mutlu son’ vadeden bir romantik komedi değil, aynı zamanda birbirinin yaralarını gören ve o yaralara nezaketle dokunan iki insanın hikayesi.
Eğer siz de;
- Fiziksel özelliklerin ötesinde, karakterin ve fedakarlığın gücünü okumayı seviyorsanız,
- ‘Kurgusal erkek’ çıtanızın Jacob Maddox ile arşa çıkmasından korkmuyorsanız,
- Ve en önemlisi; gerçek aşkın, karşındakini tüm karmaşasıyla kabul etmek olduğuna inanıyorsanız…
Bu kitaba mutlaka bir şans verin. İncelememin başında da dediğim gibi; bana güvenin, bu kitap az bile övülüyor. Kalbinizin ısındığını, hatta yer yer Jacob için ‘Seni alıp pamuklara sarmak istiyorum.’ dediğinizi hissedeceksiniz ve kendisini klonlamak isteyeceksiniz. Okuduğum en iyi romantik komedi kitabı unvanını sonuna kadar hak ediyor.
Puanım: 10/10
