Bu ara romantik komedi kitaplarına takmış durumdayım. Fakat buna rağmen bu kitap -Aşk Hipotezi- okumasaydım da olurdu kategorisine giriyor. Hadi gelin neden böyle düşündüğümü birlikte inceleyelim.
İnceleme
Bazen okuduğunuz kitap akıcı gelir, yer yer keyif de alırsınız ama bitirdiğinizde kalbinizde hiçbir iz bırakmaz ya… İşte Aşk Hipotezi tam olarak böyle bir kitaptı benim için.
Kitabı okurken sıkıldım mı? Hayır, sıkılmadım. Hikaye bir şekilde akıyordu. Yazarın diliyle alakalı bir sorun yoktu. Yazarın aşk algısı ile ilgili bir uyuşmazlığımız var diye düşünüyorum aslında. “Hikâye istediğim gibi ilerleyecek” umuduyla sayfaları çevirdim ama sonuç hüsran oldu maalesef.
Kitabı bitirdiğimde okumayı beklediğim aşkın bu olmadığını fark ettim. Doğru düzgün bir aşk okuduğumu bile düşünmüyorum açıkçası.
Hikaye Akıyor Ama Aşk Akmıyor
Kitabın en güçlü yanı kesinlikle akıcılığı. Sayfalar hızlı ilerliyor, diyaloglar rahat okunuyor. Fakat benim için bir romantik komedide en önemli şey olan duygusal yoğunluk bu kitapta eksik.
Romanın esas erkek karakteri beni gerçekten yordu. Pasif bir erkek karakter olduğu kesin. O kadar pasif ki karakteri övmek isteyenler adamın kahve ısmarlamasını falan övüyorlar, öyle düşünün…
Romanın esas erkek karakteri Adam, esas kadın karakterimiz Olive’e senelerdir aşıkmış mesela. Senelerdir âşık olan adam bu kadar da pasif yazılmaz, yazılmamalı. Kitap bitti ama adamdan “Seni seviyorum.” cümlesini duyamadık, şaka gibi. (Ya da okuyamadık diyelim 😊)
Seviyor mu? Seviyor.
Davranışlarıyla bunu belli ediyor mu? Ediyor.
Ama benim için sorun tam da burada başlıyor. Anlamak zorunda bırakılan, açıkça dile getirilmeyen sevgiyi sağlıklı bulmuyorum. Anlamlı da bulmuyorum. Kimse başkalarının davranışlarını tercüme etmek zorunda değil. Kimse satır aralarında “Bu adam/kadın beni seviyor mu?” diye kendisini sorgulamak, bu sebeple yorulmak zorunda değil. İki kelime söyleyeceksiniz, ondan da gocunmayın bir zahmet.
Ben erkek karakterin aşkını daha fazla içinde tutamadığı için haykırdığı ve hem kelimeleriyle hem de davranışlarıyla sevgisini belli ettiği hikayeleri seviyorum. Bu tarz pasif karakterlerin olduğu hikayeler bana göre değil.
Kadın Karakter de Pasif mi?
Evet, bence o da pasif. Duygusunu haykırma konusunda pasif değil. Duygularını açıklayan kişi o oldu, dolayısıyla o açıdan pasif diyemem kendisine. Ama özgüveni eksik bir karakter okudum ve böyle karakterleri de okumayı sevmiyorum. İlk başta eksik özgüvenli ama zamanla açılan, özgüvenini kazanan karakter okumayı severim ama bu hikâye öyle bir hikâye değildi. Kızımız baştan sona özgüven eksikliği yaşayan bir karakterdi maalesef. O da beni çok yordu.
Romantik hikayelerde güçlü kadın karakter okumayı seviyorum. Burada potansiyel olarak o güç var fakat o potansiyel, potansiyel olarak kalıyor maalesef. Kadın karakterin de sönük kaldığını düşünüyorum.
Geciken ve Eksik Kalan İtiraf
Beni en çok rahatsız eden nokta kesinlikle aşk itirafının neredeyse hiç gelmemesi.
Dediğim gibi adamın sevgisini satır aralarında okuyoruz.
“Konu sen olduğunda böyle biri oluyorum.”
“Bunu bilmeliydim.”
“Seni üzmek istemedim.”
Tamam, güzel cümleler ama yeterli değil. Bu cümleleri kitabın ortasında kuracak, son sayfalarda da erimemize sebep olacak aşk itirafını yapacaksın kardeşim. Bunu da mı biz söyleyelim?
Ben erkeğin bir noktada kontrolünü kaybedip, duygularını bastıramayıp aşkını haykırmasını seviyorum. Bu hikâyede o yoktu maalesef.
Duygudan Önce Gelen Cinsellik
Bir diğer kopuş noktam da cinselliğin, duygulardan önce gelmesiydi. Tamam, iki tarafta da öyle ya da böyle bir duygu var ama iki taraf da bunun bilincinde değil. Yani Adam, Olive’i başkasına aşık sanırken Olive de Adam’ı başkasına aşık sanıyor ve buna rağmen cinsel yakınlık yaşıyorlar.
İki karakter de karşı tarafı başkasına aşık sanırken, aralarında net bir duygusal itiraf yokken cinsel yakınlık yaşıyor yani ve bu tabii ki benim hoşuma giden bir durum değil. Hatta çok saçma ve anlamsız olarak yorumluyorum. Sevmedim.
Sonuç: Kötü Diyemem Belki Ama Benlik Değil
Aşk Hipotezi, kötü bir kitap mı? Değil diyebiliriz sanırım…
Yer yer gülümseten, tatlı sahneleri var.
Ama benim için hikayedeki aşk derin değil, erkek karakter yeterince cesur değil, duygular yeterince yüksek sesle ifade edilmiyor. Dolayısıyla kitap bittiğinde “Eh işte.” diye düşünüyordum. Okumasaydım da olurdu. Hatta okumasaydım daha iyi olurdu.
Puanım: 4/10
Tavsiye eder miyim? Hayır.
Tekrar okur muyum? Hayır.
