Yazar: Elena Armas
Tür: Romantik Komedi, Enemies to Lovers
Puanım: 5/5
Bu sefer bir kitap yorumuyla geldim. Ama yorumlamaya geçmeden önce bu kitaba başlama sürecimden biraz bahsetmek istiyorum. Bu kısmı okumak istemeyenler direkt “Kitap Yorumu” bölümüne geçebilir.
Evet, başlıyorum…
Dürüst olmak gerekirse uzun zamandır kendimi kaptırarak kitap okuyamıyordum. Daha çok “okumam gerek” bilinciyle okuyordum. Bilim odaklı, öğretici kitaplara yönelmiştim ve tahmin edileceği gibi bu tür kitaplar sizi alıp başka diyarlara götüren kitaplar değil. Elbette hepsi çok değerli bilgiler barındırıyor ama hiçbirinin içinde kaybolmuyorsunuz.
Sonra ergenlik dönemimdeki o günler aklıma geldi… Elimden kitap düşmezdi, kendimi kaybedercesine okurdum. “Acaba tekrar o hissi yaşayabilir miyim?” diye düşündüm ve bir roman arayışına girdim. Bilimsel kitaplarla bu hissi yakalayamayacağım kesindi.
Aslında cinayet romanlarını da çok severim. Gizem odaklı romanlara bayılırım. Ama onlar bile bana o ergenlik heyecanını tam olarak geri getirmez. Ben o hissi özlemiştim.
Sonra kendime dedim ki:
“KIZIM, SEN BİR ROMANTİK KOMEDİ BAĞIMLISI DEĞİL MİSİN?!”
Evet, öyleydim. Peki neden romantik komedi kitaplarına bakmıyordum? İşin ilginç tarafı, o bahsettiğim ergenlik döneminde bile romantik değil, fantastik okumuş olmam. Bir romantik komedi bağımlısı nasıl romantik komedi temalı kitaplar okumaz… İnanın ben de bilmiyorum.
Neyse, sonunda -geç olsun güç olmasın- bir aydınlanma yaşadım ve romantik komedi kitabı almaya karar verdim. O kitap da İspanyol Aşk Aldatmacası’ydı!
Ve size şöyle söyleyeyim: Bu kitabı seçtiren Rabbime şükürler olsun 🙂
KİTAP YORUMUNA GEÇELİM
Kısaca konudan bahsedelim.
Catalina’nın, ablasının düğününe gitmesi gerekmektedir. Eski sevgilisinin sağdıç olduğu o düğüne… Üstelik eski sevgilisi nişanlı ve mutludur. Catalina ise eski sevgilisinden ayrıldıktan sonra bir daha sevgilisi olmayan bir kadındır. Herkes eski sevgilisini unutamadığını düşünse de durum hiç de öyle değildir. Catalina güven problemi yaşadığı için erkeklere kapılarını kapatmıştır ve bu da onun için bir soruna dönüşmemiştir… Ta ki düğüne kadar.
Catalina insanların acıyan bakışlarından bıkmıştır ve ablasının düğününde bunu daha yoğun yaşayacağını düşündüğü için aniden “Düğüne sevgilimle geleceğim” der. İşte hikâye böyle başlar. Aslında olay, esas erkek Aaron’un “Ben seninle gelirim.” demesiyle ateşlenir. Bu da kitabı daha ilk bölümden sürükleyici yapar.
Burada küçük bir dipnot: İlk bölümdeki diyaloğun uzun olduğundan şikâyet edenler olmuş ama bence gayet yerindeydi. Catalina’nın Aaron’a karşı önyargısını anlamamız, Aaron’un ısrarcılığını görmemiz ve nedenini sorgulamamız için bu uzunluk gerekliydi. Kısa bir sahne olsaydı, Aaron’un duygularını o kadar net hissedemezdik.
Sonuç olarak, Catalina ve Aaron’un sevgili rolü başlar ve çok tatlı bir aşk okuruz. Konu kısaca böyle görünüyor ama elbette ben uzun uzun yorumlayacağım.
Uzun Yorum
Hikâye ilk bakışta sahte aşktan gerçek aşka dönüşümü anlatıyor gibi görünse de aslında esas erkeğin bir süredir sakladığı duyguları, “fake sevgili” bahanesiyle açığa çıkarışının hikâyesi.
Açık konuşalım:
Aşık olmayan bir erkek, bir kızın sahte sevgilisi olmak için bu kadar uğraşmaz.
Ama aşıksa? Sınır yoktur.
İşte bu kitapta gerçekten aşık bir erkek okuyoruz. Aaron bu anlamda müthiş bir karakter.
Catalina’nın teklifi defalarca reddetmesinin sebebi ise geçmişte yaşadıkları iletişimden dolayı kırgınlık yaşaması. Spoiler olmaması için detay vermiyorum ama Aaron’un o ilk tepkisi, telafi etmemesi ve Catalina’nın güven problemleri bu mesafeyi oluşturuyor. Bu da son derece makul ve anlaşılır.
Neyse ki olaylar gelişiyor ve Catalina iyice çaresiz kaldığında teklifi kabul ediyor. Kabul edene kadar yaşananlar, Aaron’un gösterdiği her küçük çaba, her bakış, her söz… Hepsi aşırı güzeldi.
AARON BLACKFORD: ÇABASIYLA KALBİ KAZANAN ERKEK
Erkek karakterlerde en sevdiğim şey “çaba”. Kadının daha çok çabaladığı hikâyeler beni hiç sarmıyor. Ama burada hem erkeğin çabası hem de kadının zamanla eklenen karşılığı var. Bilen bilir, en sevdiğim ilişki dinamiği budur.
Aaron’un şu sözleri karakterini özetliyor:
“Kendimi göstermeye çalıştığım gibi koca bir pislik olduğumu kanıtlayıp onun kaçmasına neden oldum. Ve bugün bile, o an ne zaman aklıma gelse pişmanlıkla doluyorum. Ona her bakışımda aptalca ziyan ettiğim zamanları düşünüyorum. Onunla geçirebileceğim zamanları.
Ama sonra bir şekilde benimle yeniden konuşmasını sağladım. Bana ihtiyacı olduğuna ikna ettim onu. Sonra da ona gerçekten öyle olduğunu gösterdim -hayır, kanıtladım.”
İşte bu yüzden bu romanı çok sevdim
Sessiz sevgi yok.
Pasif bekleme yok.
Küçücük hareketlerle bile “Sen benim için özelsin.” diyen biri var.
Catalina’nın güvenini sabırla kazanan ve sonrasında da sevgisini, aşkını gösterip Catalina’yı kendine aşık eden çok güzel bir karakter Aaron. Alıp pamuklara sarmalık ❤
Catalina Aaron’un sevgisini ilk başlarda anlamıyor olabilir ama biz okurlar, Aaron’un Catalina’ya olan sevgisini romanın başından itibaren çok net hissediyoruz. Bence kitabın en güçlü yanı da bu.
CATALINA’NIN “FARK EDEMEME”Sİ: GERÇEKÇİ VE TATLI
Catalina’nın Aaron’un sevgisini fark edemeyişi çok gerçekçiydi.
“Bu adamla sürekli dalaşan ben değil miydim? Benden nefret ediyordu. Bana aşık olamaz.”
Bu çelişki hem mizahi hem gerçekçi.
Aaron’un “Arkadaş istemiyorum” çıkışını yanlış anlaması, okuyucunun ise aslında o sözde saklı aşkı görmesi… Çok güzel işlenmiş.
İlk başlardaki ‘Arkadaş istemiyorum.’ tavrını yanlış anlamamıştı elbette. Ama Aaron’un Catalina’nın sahte sevgilisi olmak istediği dönemde söylediği ‘Senin arkadaşın olmak istemiyorum.’ çıkışını bence Catalina yanlış yorumladı. Çünkü ben o sahnede, bir okuyucu olarak, arkadaşlıktan çok daha fazlasını isteyen bir erkek gördüm. O saklı aşkın o cümlelerin arasından sızdığını hissetmek de benim çok hoşuma gitti.
Ama Catalina açısından baktığımızda, Aaron’un ondan hoşlandığını düşünmemesi çok anlaşılır. Kendisinden nefret ettiğine inandığı bir adamın ona ilgi duyduğuna nasıl inanabilirdi? Üstelik erkeklere karşı güven problemi varken… Bu çelişkilere rağmen Catalina’nın adım adım Aaron’a çekilmesi ve sonunda aşka düşmesi ise romanın romantizm kısmını sürükleyici hâle getiren en önemli unsurlardan biri.
Kitabın En Sevdiğim Yanı: Çaba ve Değer
Benim için romantik bir hikâyeyi mükemmel yapan şey “Erkeğin çabası”
Ve bu kitapta:
–Aaron’ın Catalina’yı korumaya çalışması,
–Duygularını davranışlarıyla belli etmesi,
–Yanında durması,
–Küçük küçük işaretlerle sevgisini görünür kılması
beni en çok etkileyen şeyler oldu.
Özellikle şu vibe’a bayıldım:
“Seni seviyorum ve bu saçmalıkların bile bana tatlı geliyor.”
Bu his kitap boyunca çok güzel işlenmişti.
SPOILER ZAMANI
Bir sahnede Catalina, Aaron’un onu birini kıskandırmak için kullanıp kullanmadığını sorguluyordu. Bu, Aaron’un neden sahte sevgili olmak istediğini anlamaya çalıştığı dönemlerde geçen bir sahneydi. Aaron ise buna, “Birinden hoşlanıyorsam bunu saklamam; er ya da geç hoşlandığım kişinin haberi olur.” diyerek karşılık vermişti. Bu cümle bile esas erkeğin aşk anlayışını ve duygularını yansıtma şeklini çok güzel yansıtıyordu.
Aaron’un normalde Catalina’ya “Catalina” diye seslenmesi, Catalina’nın “Lina!” diye düzeltmesi, Aaron’un ise inatla Catalina demeye devam etmesi… Fakat kendini kontrol edemediği, iradesinin düştüğü anlarda bilinçsizce “Lina” demesi… Bu da çok tatlı ve ince bir detaydı.
Yine Catalina’nın sürekli gittiği kafeyi söylemesi üzerine, bir süre sonra Aaron’un da o kafenin müdavimi olduğunu görmek…
Veya Catalina’nın sürekli evinin uzaklığından şikâyet etmesi, konumunu tarif etmese bile Aaron’un eve bırakırken doğru yere gelmiş olması…
Catalina’nın “Evimi nereden biliyorsun?” diye şaşırması üzerine Aaron’un
“Sürekli şikâyet ediyordun.” demesi ve Catalina’nın
“Ama sana şikâyet etmiyordum!” diye düşünmesi…
Evet, Catalina doğrudan Aaron’a söylememişti. Ama Aaron, iş arkadaşlarıyla yaptığı her serzenişi dinleyip aklında tutmuştu. Bu küçük ama anlamlı detaylar, Aaron’un duygularının derinliğini harika bir şekilde gösteriyordu.
Bunların hepsi öyle tatlı, öyle yumuşacık sahneler ki okurken insanın içi eriyor.
SPOILER BİTTİ
Buraya daha pek çok sahne yazabilirim çünkü gerçekten her sahne birbirinden güzel ve etkileyiciydi. Ama benim için en özeli, Aaron’un Catalina’nın her sözünü ve her bakışını ezberinde tutması; bunu da davranışlarıyla ve kelimeleriyle hissettirmesiydi. Aşkı bu kadar güzel işlemesi sayesinde İspanyol Aşk Aldatmacası daha ilk bölümlerden beni içine çekti.
Ne anlattığınız değil, nasıl anlattığınız önemlidir ve bu roman da klişe bir konuyu olabilecek en güzel şekilde anlatmış. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen gerçekten çok başarılı buldum.
SON SÖZ: SICAK, ROMANTİK VE ÇABAYLA DOLU BİR HİKÂYE
Kitap bittiğinde içimde o sıcaklığı hissettim.
O romantik tatmin, o “Keşke bitmese.” duygusu…
Catalina ve Aaron’un kimyası çok güzeldi.
Aaron’un sakin ama güçlü aşkı beni gerçekten etkiledi.
Eğer:
• Çabalayan erkek karakter,
• Slow burn ama sıkmayan romantizm,
• Sahte sevgiliden gerçeğe dönüşen ilişki,
• Tatlı kıskançlıklar,
• Duygularını davranışla gösteren erkek seviyorsanız, bu kitap tam size göre.
Son olarak:
Yazarın Aaron’un ağzından yazdığı ek bölümü mutlaka okuyun. Çok tatlı!
