Bu hayatta normalleştirdiğimiz ama aslında bir mucize olan en özel şeylerden biri de gün doğumudur. Güneş her sabah istisnasız yeniden doğar ve bize görsel bir şölen sunar. Gün doğumunu izleyen insan da istemsiz bir şekilde sakinleşir, Ruh’uyla güçlü bir bağ kurar. Çünkü Güneş, tasavvuf öğretilerinde Ruh’un temsili olarak yer alır, ilahi Nur olarak yorumlanır. Güneş’in doğuşunu izlemek Ruh’un nefsinizle güçlü bir bağ kurup Ruh’un enerjisinde olmanızı sağlar.
Tabii, izlemek zorunda değiliz. Ama Güneş doğarken uyanık olmak zorundayız. Bunu şu şekilde açıklayabilirim. Uyuduğumuzda Ruh’umuz rüyalar alemine gider, yani bu dünyada değildir. Güneş bu dünya aleminde doğarken Ruh’un rüyalar aleminde olması Güneş’ten almamız gereken yüksek enerjiyi almamızı engeller. Bu da bizi daha yorgun, daha halsiz, daha mutsuz yapar. Mutlu olmanın yolu Ruh’un frekansına yaklaşmaktan geçer.
Eğer uyanık olursanız ne olur? Ruh’unuz bu dünyada, bedeninizde olur ve nefsinizle Ruh’unuz arasında güçlü bir bağ kurulur. Bu dünyada yüksek enerjiyle yaşarsınız. Daha üretken, daha mutlu olursunuz. O yüzden sakın Güneş’in üzerinize doğmasına izin vermeyin. Güneş doğarken uyanık olun ki nefsiniz Ruh’unuza uyansın. Ruh’un enerjisine bürünüp, huzurla, mutlulukla yaşayın.
Bilimsel Açıdan Gün Doğmadan Önce Uyanmak
Biraz da bilimsel… Çünkü aslında din bilimle bir bütündür. Din, tasavvuf asla bilimden ayrı düşünülemez. Bunu yazdıktan sonra bilim açısından yorumlamaya geçelim.
Gün doğumunda gökyüzünde turuncu-kırmızı tonlar belirir, bu tonlar beynin duygularımızı yöneten merkezi olan Limbik Sistem üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Bu ışık dalga boyları ne yapar hemen onu da yazalım.
Öncelikle Amigdala aktivitesini azaltır. Amigdala’yı kaygı merkezi olarak düşünebiliriz. Amigdala’nın aktivitesi azaldığında daha huzurlu hissederiz kendimizi. Eğer geç kalmışlık hissiniz varsa Amigdala’yı sakinleştirmeniz gerekiyor. Bunun için de işe ilk olarak gün doğmadan önce uyanarak başlayabilirsiniz.
Aynı zamanda Hipotalamus’a “Güvendeyiz, her şey yolunda.” sinyali gönderilir. Parasempatik sinir sisteminin olumlu dönüşümü sayesinde dinginlik enerjisi de artar. Evet, gün doğumunu izlemenin sandığınızdan çok daha büyük etkileri var. Gün doğumu izlemenin, gün doğarken uyumamanın şifa edici bir yönü vardır.
Peki Bu Kadar mı? Hayır tabii ki.
Kortizol üretimi (stres hormonu) sabah 05.00 – 08.00 arasında doğal olarak artar. Fakat biz gün doğarken uyanıksak bu artış dengeli ve sağlıklı bir uyanıklık dalgasına dönüşür. Bu mekanizmaya Cortizol Awakening Response denir. Bu sayede enerjimiz yükselir, beyin daha iyi odaklanır, duygusal dalgalanmalar azalır, gün boyu stres toleransımız artar. Yani erken uyanmak nörobiyolojik bir denge ritmidir.
Prefrontal Korteks de (beynin akıl, mantık, karar verme ile ilgili kısmı) daha erken ve daha hızlı aktive olur. Lucid dream (bilinçli rüya) görmüyorsanız bu bölge uyurken pasiftir çünkü. Ve ne kadar geç aktif olursa aklınızı doğru şekilde kullanma olasılığınız o kadar düşer. Prefrontal korteks ile limbik sistem arasındaki güçlü bağlantı aklınızı doğru şekilde kullanmanızı sağlar. Gün doğumundan önce uyanır ve elbette uyanık kalırsanız bu iki sistem arasında daha uyumlu bir bağlantı oluşur.
Bu sayede…
Bu sayede duyguların yönetimi kolaylaşır. Duygularınız sizi yönetmez, siz duygularınızı yönetirsiniz. Bu tam olarak Ledün ilminde söylenen nefs ile Ruh’u arkadaş yapmanın karşılığıdır. Bunun da en etkili yollarından biri gün doğarken uyanık kalmaktır.
Genel olarak tepkisel davranışların azaldığını, odaklanma ve üretkenliğin arttığını söyleyebiliriz.
Aynı zamanda gece boyunca biriken melatonin sabah ışığyla çözülür ve eğer uyanıksanız melatonin kontrollü bir şekilde azalır, serotonin artmaya başlar. Gün boyu enerjiniz dengede olur ve mutsuzluğunuz, yorgunluğunuz azalır.
Yani dünyada Güneş’in doğması sadece dünya için bir etki yapmaz, sizin için de çok önemlidir. Siz de yeniden doğmak, ferahlamak, daha mutlu bir yaşama sahip olmak istiyorsanız Güneş ile beraber uyanmalı, nefsinizi Ruh’unuzla arkadaş yapmalı, beyin dalgalarını en iyi düzeyde çalıştırmalısınız. Beyin o kadar muhteşem bir organ ki nasıl eğitirseniz öyle gelişir. O zaman neden en doğru şekilde eğitip yönlendirmeyelim?
Zamanımız sonsuz değil arkadaşlar. Hala yaşıyorken, nefes alıyorken, zamanımız varken nefsimizi Ruh’umuza yakınlaştıralım, beyni en doğru şekilde çalıştıralım, aklımızı kullanalım ve hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olalım.
Bol bol uyuyacağınız bir gün gelecek ya, o gün gelmeden uyanık olmanız hem bu dünya hayatınız hem de ahiret hayatınız için muhteşem bir dönüşüm olur. Benden söylemesi 😊
