Bu yazı Doğru Hamle hakkında spoiler içerir.
Bazı romantik kitapları bitirdiğimde “Güzeldi.” deyip kitabı kapatıyorum. Bazılarını ise bitirdikten sonra karakterlerini düşünmeye, okuduğum yorumlara bakmaya ve neden bu kadar sevdiğimi kendi kendime analiz etmeye devam ediyorum.
Doğru Hamle benim için ikinci grupta.
Çünkü kitapta benim romantik hikâyelerde özellikle sevdiğim pek çok şey bir aradaydı.
Erkeğin kadın için çaba göstermesi, peşinden gitmesi, sevgisini hem davranışlarıyla hem de sözleriyle belli etmesi, iki karakterin de kusurları ve korkuları olması, fake dating ve bütün bunların üzerine gerçekten güçlü kurulmuş bir romantik bağ…
Özellikle Ryan Shay konusunda okuduğum bazı yorumlar ise kitap üzerine daha fazla düşünmeme neden oldu.
Ben Sevgiyi Görmek ve Duymak İstiyorum
Romantik kitaplarda yalnızca büyük sözler söyleyen ama davranışları o sözlerin arkasında durmayan erkek karakterlerden pek hoşlanmıyorum.
Ama bunun tam tersini de çok sevmiyorum.
“Sana seni sevdiğimi söylememe gerek yok, yaptıklarımdan anlamalısın.” dinamiği de bana yeterli gelmiyor.
Ben ikisini birlikte seviyorum.
Bir karakterin sevdiği insan için bir şeyler yaptığını görmek istiyorum ama aynı zamanda ne hissettiğini de söylemesini istiyorum. Çünkü gerçek hayatta olduğu gibi romantik hikâyelerde de davranış ve söz birbirini desteklediğinde o sevgi benim için çok daha inandırıcı hâle geliyor.
Ryan’ı bu kadar sevmemin nedenlerinden biri tam olarak buydu.
Indy için sadece güzel şeyler söyleyen biri değil. Onu dinliyor, hayatındaki küçük ayrıntılara dikkat ediyor, ihtiyaçlarını fark ediyor, onun için çaba gösteriyor ve gerektiğinde peşinden gidiyor.
Ama bütün bunları yaparken hislerini tamamen sessizliğe de gömmüyor.
Benim sevdiğim romantik erkek karakter tam olarak burada başlıyor.
Ryan Gerçekten “Fazla Green Flag”mi?
Kitapla ilgili yorumlara bakarken Ryan’ı fazla kusursuz bulan, hatta yazarın onu biraz zorlayarak green flag bir karaktere dönüştürdüğünü düşünen okurların yorumlarıyla karşılaştım.
Ben okurken bunu hiç hissetmedim.
Çünkü Ryan’ın yaptığı şeylerin büyük bölümünü olağanüstü romantik jestler olarak görmüyorum. Daha çok, gerçekten sevdiğiniz bir insan için doğal olarak yapmak isteyebileceğiniz şeyler olarak görüyorum.
Mesela Indy’nin babası işitme engelli olduğu için işaret dili öğrenmesi.
Bence bu davranış, “Gerçek hayatta hiçbir erkek bunu yapmaz.” diye düşüneceğimiz kadar sıra dışı değil.
Birini seviyorsanız ve ailesi de sizin hayatınızın bir parçası olacaksa, babasıyla konuşmak için sürekli sevdiğiniz kişinin aracılığına ihtiyaç duymak yerine doğrudan iletişim kurabilmeyi istemeniz bana son derece mantıklı geliyor.
Ryan’ın Indy mutlu olsun diye yaptığı diğer pek çok şey için de aynı şeyi düşünüyorum.
Ve kitap hakkında yazılanları okurken fark ettiğim bir şey oldu:
Belki de Ryan fazla idealize edilmiş bir erkek karakter değildir.
Belki bizim ilişkiler konusunda alıştığımız çıta gereğinden fazla düşüktür.
Bir insanın sizi sevdiğini göstermesi, sizin için çaba göstermesi, söylediğiniz şeyleri hatırlaması, hayatınıza ilgi duyması veya sizi mutlu etmek istemesi bazen öylesine büyük beklentilermiş gibi anlatılıyor ki bunları isteyen insanlara “fazla şey beklediği” söylenebiliyor.
Oysa gerçekten öyle mi?
Bir insanın sevgisini yalnızca hissetmenizi beklemek yerine onu size göstermesini istemek neden gerçek dışı bir beklenti olsun?
Bence değil.
Hak ettiğiniz sevgiyi beklemek sizi hayalperest yapmaz.
Green Flag Olmak Kusursuz Olmak Demek Değil
Üstelik Ryan kusursuz bir karakter de değil.
Onu bu kadar sevmemin sebeplerinden biri de bu zaten.
Korkuları var. İnsanlardan uzak duruyor. Kontrol etmeye çalıştığı tarafları var. İlişkilere karşı geliştirdiği ciddi savunma mekanizmaları var ve bütün bunlar zaman zaman Indy ile olan ilişkisine de yansıyor.
Ama benim için bir karakterin “green flag” olması hiç hata yapmaması anlamına gelmiyor.
Asıl mesele hatasıyla ne yaptığı.
Kendine bakabiliyor mu?
Yanlış yaptığında bunu görebiliyor mu?
Sevdiği insanı kaybetmemek için egosunun dışına çıkabiliyor mu?
Değişmeye ve iyileşmeye açık mı?
Ryan’da bütün bunların karşılığını görüyoruz.
Travmaları olan ama travmalarını çevresindeki insanları sürekli yaralamak için mazeret olarak kullanmayan bir karakter.
Bence önemli olan da bu.
Finaldeki Ayrılık Bana Neden Zorlama Gelmedi?
Kitabın sonlarına doğru Ryan ve Indy’nin ayrılmasını gereksiz bulan, hatta yazarın Ryan’a sonradan bir travma eklediğini düşünen okurların yorumlarıyla karşılaştım.
Ben burada tam tersini düşünüyorum.
Ryan’ın yaşadığı travmanın temeli kitabın en başından itibaren kurulmuştu.
İnsanlara yaklaşmaması, sosyalleşmek istememesi, kendi alanında kalmaya çalışması, insanlarla arasında sürekli belli bir mesafe tutması bana hiçbir zaman rastgele karakter özellikleri gibi gelmedi.
Bana bunlar Ryan’ın zaman içinde geliştirdiği davranışlar gibi geliyordu. Bir sebebi olduğunu başından beri hissediyorduk.
Kitap ilerledikçe de Ryan’ın neden böyle olduğunu yavaş yavaş öğrenmeye başladık. Yani yazar, hikayeye dramatik bir ayrılık eklemek için Ryan’a son dakikada bir travma yazmamıştı.
O nedenle finalde Ryan’ın korkularının devreye girmesi benim için karakter açısından tutarlıydı. Üstelik o sahnede Ryan’ın çok ağır, geri dönüşü zor bir şey söylememesi de benim için önemliydi. Korkusu devreye giriyor. Bir şey söylemek üzereyken kendisini durduruyor.
Bu, Indy’nin kırılmadığı anlamına gelmiyor.
Indy’nin yaşadığı şeyi kişisel algılamasını, üzülmesini ve gitmesini de son derece anlaşılır buluyorum. O anda Ryan’ın niyetinden çok Indy’ye hissettirdiği şey önemli ve Indy’nin tepki vermeye hakkı var.
Ama aynı zamanda Ryan’ın Indy’yi bilinçli olarak aşağılayan, sevgisini değersizleştiren veya affedilmesi zor sözler söylediği bir ayrılık da okumuyoruz.
Bu yüzden aralarındaki sorun benim gözümde çözülmesi mümkün bir yerde kaldı.
Ve Ryan’ın sonrasında yaptıkları…
Evet, tam olarak benim sevdiğim şey buydu.
Seviyorsan git. Çaba göster. Konuş. Düzelt. Kaybetmek istemiyorsan bunu belli et.
Fake Dating’i Yüzüncü Kez Okurum
Fake dating konusunda ise objektif davranabileceğimi sanmıyorum.
Ben bu dinamiği seviyorum.
Hem de çok.
Yüz kere okusam yüz birinciyi de okuyabilirim.
Çünkü o “Sözde sevgiliyiz ama galiba ben gerçekten âşık oldum… Bir dakika, ya onun için hâlâ sahteyse?” aşamasından inanılmaz keyif alıyorum.
Bir ilişkinin başında karakterlerin çizdiği net sınırların zamanla bulanıklaşmasını; önce yalnızca sevgili rolünü sürdürmek için yaptıkları hareketleri sonradan gerçekten yapmak istemelerini; kıskançlıkların, dokunuşların ve küçük detayların anlam değiştirmesini okumayı seviyorum.
Bence Liz Tomforde, Doğru Hamle’de bu geçişi oldukça başarılı bir şekilde işlemiş.
Ryan ve Indy’nin birbirlerine çekilmeleri yalnızca fiziksel bir çekim olarak kalmadığı için ilişkinin dönüşümüne inanıyorsunuz.
Bir noktadan sonra fake dating kısmı yalnızca hikâyenin başlangıç mekanizması hâline geliyor ve geriye gerçekten birbirlerini seven iki insan kalıyor.
Indy Kendinden Vazgeçmemeyi Öğrendi
Indy konusunda kitap boyunca beni en çok sinirlendiren şeylerden biri, Alex’ten ayrıldıktan sonra bile çocukluk arkadaşlarına gereğinden fazla anlayış göstermesiydi.
Alex yalnızca onun eski sevgilisi değil. Çocukluk aşkı. Yıllardır hayatında olan, geleceğini üzerine kurduğu, bir noktadan sonra sevgiliden ziyade alışkanlığa dönüşmüş biri.
Ve alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil.
Indy’nin Alex’ten ayrılması yalnızca bir ilişkinin bitmesi anlamına gelmiyor; yıllardır ait olduğunu düşündüğü sosyal çevreden, arkadaşlıklardan ve kendisi için çizdiği gelecekten de vazgeçmesi gerekiyor.
Bu nedenle onu anlıyorum.
Ama ne olursa olsun vazgeçmemeniz gereken kişi sizsiniz.
Maggie ve Arkadaş Grubu Gerçekten Kimin Tarafında?
Indy aldatılan taraf olmasına rağmen arkadaş grubu, sevgilileri ve eşleri Alex’le görüşmeye devam ettiği için dışarıda kalan kişi yine Indy oluyor.
Üstelik Maggie bir noktada Indy’den Alex’i affetmesini ve her şeyin eskisi gibi olmasını istiyor. Indy, Alex’in onu kendi yataklarında aldattığını hatırlattığında aldığı cevap ise aşağı yukarı şu:
“Bir hata yaptı.”
Ben Indy kadar tatlı değilim, onu baştan söyleyeyim.
Çünkü burada beni sinirlendiren yalnızca Maggie’nin Alex’i savunması değil. Indy’nin canını yakan kişinin davranışını küçültüp, eski arkadaş grubunun rahatlığı için meseleyi çözmesi gereken kişi yine Indy’ymiş gibi davranması.
Yetmiyor, Indy bütün bunlara rağmen Maggie’nin düğünü ve bridal shower’ı için uğraşmaya devam ediyor. Hatta Indy, kendisini hasta hissetmesine rağmen Maggie’nin bridal shower’ı için çabalamaktan vazgeçmiyor.
Ve tam burada benim Indy’ye dönüp omuzlarından tutarak “Kızım, tüm bu çabana değmediğini gerçekten görmüyor musun?” diye sarsasım geliyor.
İnsan iyi biri olabilir, fedakâr olabilir, sevdiği insanların mutlu olmasını isteyebilir. Ama bir noktadan sonra fedakârlıkla kendinden vazgeçmek arasındaki çizginin nerede olduğunu görmek gerekiyor.
Alex’in Problemi Sadece Aldatmak Değildi
Üstelik Alex’in ilişkileri boyunca Indy’ye nasıl davrandığını öğrendikçe, aldatmanın aslında o ilişkinin tek problemi olmadığını da görüyoruz.
Alex, sosyal ortamlarda Indy’nin daha az konuşmasını istiyor. Erkekler finans hakkında konuşurken kendisini düzeltmemesini bekliyor.
Benim için bu zaten tek başına yeterince büyük bir red flag.
“Az konuş, güzel görün, beni gölgede bırakma.”
Bunu diyen adamla hayat mı kurulur?
Dolayısıyla Indy’nin o ilişkiden çıkmak için aldatılmayı beklemesine bile gerek yokmuş.
Kimsenin aldatılmasına “iyi ki” demek istemiyorum ama kitabı okurken insan gerçekten “İyi ki bu ilişki bir şekilde bitmiş.” diye düşünüyor.
Alex’in Aldatma Açıklaması Fiyaskosu…
Alex’in aldatma açıklaması da ayrı bir fiyasko zaten.
Yıllardır birlikte oldukları için ve hayatını Indy’yle geçirmeden önce başka şeyler deneyimlemek istediği için onu aldatıyor.
Muhteşem savunma gerçekten.
Yıllardır birlikte olduğun, evlenmeyi planladığın kadını aldat; sonra onu geri kazanmaya çalışırken “Seninle yerleşmeden önce biraz keşfetmek istedim.” de.
Bunun, Alex’i anlamamızı sağlayan bir açıklama olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine bu açıklama Alex’i daha da itici yapıyor.
Alex Gerçekten Indy’yi mi İstedi?
Ve bence Alex’in Indy’yi geri istemesinin asıl sebebi de son derece açık:
Ryan Shay.
Çünkü Ryan ortada yokken Alex de ortada yok. Ama ne zaman ki Indy’nin Ryan ile olduğunu düşünüyor; işte o zaman Alex birden Indy’yi özlediğini fark ediyor. Ne kadar da enteresan…
Evet; Alex, Indy’nin Ryan’la birlikte olduğunu görünce bir anda ne kadar üzgün olduğunu fark etmeye başlıyor.
Ben bunun büyük bir aşk aydınlanması olduğuna bir saniye bile inanmıyorum.
Alex için mesele artık yalnızca eski sevgilisini geri kazanmak değil. Alex, Ryan Shay’ın birlikte olduğu kadını geri kazanmak istiyor. Çünkü Ryan onun hayran olduğu, herkesin tanıdığı, başarılı ve ulaşılması zor gördüğü adam.
Peki Indy’yi geri kazanması neyi değiştirecekti?
Ryan Shay’ın seçtiği kadın sonunda yine Alex’i seçmiş olacaktı.
Bence Alex’in kafasında bundan daha güzel bir ego zaferi olamazdı.
O yüzden “Indy’yi kaybedince değerini anladı” yorumuna hiç katılmıyorum.
Alex, Indy’nin değerinin zaten farkındaydı.
Ancak Indy’nin her zaman hayatında kalacağını düşünüyordu.
Indy’nin gerçekten başka biriyle olabileceğini, üstelik o kişinin Ryan Shay olabileceğini gördüğünde kaybettiği şey birden daha değerli görünmeye başladı.
Ve açıkçası bu da Alex hakkında bilmem gereken her şeyi söylüyor.
Indy Neden Hâlâ Maggie’ye Tatlı Davranıyor?
Düğünde Indy’nin Maggie’ye verdiği cevap bana hâlâ gereğinden fazla tatlı geliyor.
Indy, Maggie’ye hayatında gerçekten onu istiyorsa arkadaşlıklarını sürdürebileceklerini söylüyor; Alex’in eski sevgilisi veya eski grubun bir parçası olduğu için değil, yalnızca Indy olduğu için.
Ben olsam ne yapardım diye düşünüyorum da…
Maggie o konuşmadan bu kadar huzurlu ayrılamazdı sanırım.
Ama Indy, yine bildiğimiz gibi.
Duygusal civcivliğini tamamen kaybetmesini de zaten bekleyemeyiz ve sanırım onu biraz da bu yüzden seviyorum.
Çünkü Indy’nin karakter gelişimi, sonunda soğuk veya sert birine dönüşmesi değil. Hâlâ sevgi dolu, hâlâ insanlara yardım etmek isteyen, hâlâ duygusal biri.
Sadece artık iyi biri olmakla kendisini kullandırmak arasındaki farkı daha iyi görüyor.
Ryan ve Indy Birbirlerini Nasıl Değiştiriyor?
Kitabın başındaki Indy, insanların hayatında kalabilmek için kendisinden eksiltmeye çok daha yatkınken; kitabın sonundaki Indy, hayatında kimin hangi şartlarla kalabileceğini söyleyebiliyor.
Bence Ryan’ın onun üzerindeki en güzel etkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor.
Ryan, Indy’nin yerine sınır koymuyor.
Ona kendi sınırlarını koyabilecek kadar değerli olduğunu hissettiriyor.
Indy de Ryan için bunun tam tersini yapıyor.
Ryan insanlardan uzak durmaya, kimseye ihtiyaç duymamaya ve kendi alanında yaşamaya alışmışken Indy onu yeniden insanların arasına çekiyor. Sosyalleşmesine, takım arkadaşlarıyla bağ kurmasına, yardım kabul etmesine ve hayatında başkalarına yer açmasına destek oluyor.
Bir bakıma Ryan Indy’ye insanlara “hayır” diyebilmeyi öğretirken, Indy de Ryan’a insanlara “evet” diyebilmeyi öğretiyor.
Ve benim için güzel bir ilişki dinamiği tam olarak budur.
Birbirlerini “düzelten” iki insan değil; birbirlerinin daha sağlıklı versiyonlarına dönüşmelerine alan açan iki insan.
Doğru Hamle‘de Ryan ve Indy’yi bu kadar sevmemin sebeplerinden biri de tam olarak bu.
Smut Sahneleri Biraz Daha Az Olabilirdi
Kitapla ilgili en net eleştirim sanırım bu.
Smut sahneleri fazlaydı.
Rahatsız oldum mu?
Hayır.
Bazı sahnelerde Ryan ve Indy arasındaki tutkuyu görmek ilişkilerinin bir parçasıydı ve anlatı açısından anlamlı buldum.
Ama “Bunların hepsine gerçekten ihtiyacımız var mıydı?” diye sorarsam cevabım: Hayır.
Özellikle bazı bölümlerde sahneler gereğinden uzun ve fazla detaylıydı. Birkaç tanesi çıkarılsa veya kısaltılsa kitabın romantik dinamiğinden hiçbir şey kaybetmezdim.
Hatta bu kadar fazla cinsel sahne yazmak bana göre başka bir risk de taşıyor.
Okuyucunun bir noktada:
“Bunlar gerçekten birbirlerini seviyorlar mı, yoksa aralarında yalnızca çok güçlü bir cinsel çekim mi var?” diye düşünmesine neden olabilir.
Fakat Doğru Hamle bu riski büyük ölçüde aşmayı başarıyor.
Çünkü Ryan ve Indy arasındaki bağ yatak odasının dışında o kadar iyi kurulmuş ki smut sahnelerinin sayısına rağmen ilişkinin yalnızca fiziksel çekimden oluştuğunu hiç düşünmedim.
Birbirlerini dinlediklerini, özlediklerini, hayatlarına dahil ettiklerini, birbirlerinin yanında güvende hissettiklerini ve gerçekten birbirlerinin hayatını güzelleştirdiklerini görüyoruz.
Dolayısıyla tutkuları ilişkilerinin kendisi değil; ilişkilerinin bir parçası olarak kalıyor.
Bu ayrım bence önemli.
Dört Yıl Sonrasını Okumak Neden Bu Kadar Güzeldi?
Kitaplarda epilog konusunda da çok kolay mutlu edilen biriyim.
Bana karakterlerin birkaç yıl sonrasını gösterin.
Ne yaptıklarını anlatın.
Birlikte kalmışlar mı, hayatları nasıl değişmiş, aralarındaki ilişki nasıl bir yere evrilmiş…
Ben bunların hepsini bilmek istiyorum.
Bu nedenle dört yıl sonrasını gösteren bölümü de çok sevdim.
Çünkü uzun bir hikâye boyunca bir çiftin birbirine ulaşmasını okuduktan sonra kitabın “Ve mutlu oldular.” diyerek bitmesi yerine o mutluluğun nasıl göründüğünü biraz olsun görmek bana çok daha tatmin edici geliyor.
Ryan ve Indy için de bunu görmek güzeldi.
Sonuç: Kitaplığımda Kalacak Kitaplardan
Doğru Hamle’yi gerçekten çok sevdim.
Sadece okurken eğlendiğim ve sonra unutacağım bir kitap olmadı. Kitaplığımda durmasını istediğim ve muhtemelen bir süre sonra tekrar açıp okuyacağım kitaplardan biri oldu.
Ve bundan ayrıca mutluyum çünkü ben sevmediğim bir kitaba para verdiğimde nedense normalden fazla üzülen biriyim.
Bu kez verdiğim paraya kesinlikle değdiğini düşünüyorum.
Eğer siz de benim gibi erkeğin kadının biraz daha fazla peşinden koştuğu; sevdiği kadını elde etmek ve yanında tutmak için gerçekten çaba gösterdiği; sevgisini sadece davranışlarıyla değil sözleriyle de gösterdiği romantik hikâyeleri seviyorsanız Doğru Hamle’yi büyük ihtimalle seversiniz.
Hele bir de fake dating, biraz kıskançlık, güçlü bir fiziksel çekim, korumacı ama baskıcı olmayan bir erkek karakter ve zamanla birbirlerine gerçekten bağlanan iki insan okumayı seviyorsanız…
Ben tavsiye ederim.
Ryan Shay kusursuz değil.
Bence zaten mesele de hiçbir zaman Ryan’ın kusursuz olması değildi.
Mesele, sevdiğinde bunu belli eden; korkmasına rağmen sevgisinin peşinden gitmeyi öğrenen ve hata yaptığında düzeltmek için çaba gösteren biri olmasıydı.
Belki de Ryan’ı bu kadar sevdiren şey tam olarak bu.
Ve hayır, bunun gerçek hayatta bulunması imkânsız bir erkek modeli olduğunu da düşünmüyorum.
Bazen beklentilerimiz fazla yüksek değildir. Bazen sadece bize çok uzun süre düşük beklentilerin normal olduğu öğretilmiştir.
