Bu yazı kitap ve film hakkında spoiler içerir.
Aşk Hipotezi’nin kitabını okuduğumda neden bu kadar övüldüğünü anlayamamıştım. Hâlâ da tam olarak anlamıyorum. Sanırım ben “odun” erkek karakterleri okumayı da izlemeyi de sevmiyorum. Yontulmamış bir erkeğin zamanla yontulması bana zaten çok çekici bir hikâye dinamiği gibi gelmiyor. Üstelik Adam’da öyle belirgin bir değişim de yok. Adam hep Adam…
Olive’ı da kitapta güçlü bir kadın karakter olarak görememiştim. Her konuda kusursuz olmasını beklediğimden değil; zorlandığı yönleriyle yüzleştiği bir yolculuğu yeterince hissedemediğimden. Olive ve Adam bilimsel çalışmalarında çok başarılı olabilirler ama sosyal hayatlarında birbirlerini anlamak için akıllarını pek kullanmıyorlar gibi gelmişti. Bu yüzden ilişkilerini okumak benim için keyifli değildi.
Filme de aynı duyguyla başladım. Peki fikrim değişti mi?
Şaşırtıcı biçimde evet. Filmi kitabından daha çok beğendim. Hatta filmi sevdim diyebilirim.
Adam Üç Yıl Boyunca Neyi Bekledi?
Önce şunu söyleyeyim: Film, Adam hakkındaki fikrimi değiştirmedi. Mesafeli ve sert bir erkek karakterin yalnızca sevdiği kadına gösterdiği yumuşak tarafı izlemeyi severim aslında. Fakat Adam’da beni yakalayan böyle bir taraf da bulamadım. Olive’e karşı duyguları olduğuna inansam da onu izlemek bana özel bir seyir zevki vermedi.
Kitapta Adam’ın Olive’den yaklaşık üç yıldır hoşlandığını öğreniyoruz. Bu bilgi, sahte sevgililik teklifini neden kabul ettiğini açıklıyor. Ama ben bunu öğrendiğimde romantik bir “vay be” yaşamadım. Aklıma ilk gelen soru şu oldu: Olive onu öpmese Adam daha kaç yıl bekleyecekti?
Film, Adam’ın bu geçmişini yeterince işlemeyince sahte ilişkiye neden evet dediği biraz belirsiz kalıyor. Sanki kararında kariyer meselesi daha ağır basıyormuş gibi görünüyor. Bu, karakteri anlamamız açısından bir eksiklik. Yine de üç yıllık sessiz bekleyişin çıkarılmasına çok üzüldüğümü söyleyemem. O ayrıntı Adam’ı benim gözümde daha romantik yapmıyor.
Olive’ı Filmde Neden Daha Çok Sevdim?
Filmi benim için kurtaran kişi Olive oldu.
Güçlü kadın karakter deyince aklıma her an doğru karar veren, kimseye ihtiyaç duymayan biri gelmiyor. İnsan zorlandığı yönleri fark edip onlarla yüzleşebiliyorsa, gerektiğinde kendini değiştirebiliyorsa ben gücü orada görüyorum. Filmdeki Olive’da bunu hissettim. Hem kariyerinde hem de aşk hayatında giderek daha net birine dönüşüyor.
Tom’un yaptıkları sonrasında filmde Olive’in önce Anh’a açılması da üzerine düşünmeye değer. Kitapta Adam’a gerçeği ulaştırma konusunda daha doğrudan bir adım atan Olive’ın filmdeki karar alanı biraz daralıyor. Çünkü Adam’a anlatan kişi Anh oluyor. Bu yönüyle değişikliği tamamen başarılı bulmuyorum.
Ama Olive’in güvendiği birine yaşadıklarını anlatabilmesini ve Anh’ın ona inanmasını sevdim. Güç, her şeyi tek başına çözmek zorunda olmak değil. Filmde Olive’ı kitaptakinden daha güçlü hissetmemin nedenlerinden biri de çevresindeki insanlarla kurduğu bu bağ.
Aşk Hikayesi Bu Kez Bana Geçti
Kitapta en çok eleştirdiğim noktalardan biri, Olive ve Adam’ın birbirlerine duygularını açıkça itiraf etmeden birlikte olmalarıydı. Hele ikisi de karşı tarafın başka birini sevdiğini düşünürken, o yakınlaşmanın duygusal zemini bana doğru gelmemişti.
Filmde bu ilişkiyi daha rahat izledim. Birbirlerine duydukları şey daha görünür hâle geliyor, yakınlaşmaları da bu yüzden benim için daha anlamlı oluyor. İki karakterin aşka çekilişini kitapta hissetmemiştim, filmde hissettim.
Yine de kitaptan özlediğim bir ayrıntı var: Olive’in, Adam’ı başkasına âşık sanması. Kitapta keyif aldığım nadir yanlış anlaşılmalardan biriydi. Adam Olive’in başka birini sevdiğini düşünürken Olive de aynı şeyi Adam için düşünseydi, filmde aralarındaki romantik gerilim daha eğlenceli olabilirdi.
Malcolm ve Holden’ın Yokluğu Hissediliyor
Kitaptaki en sevdiğim karakter Malcolm’du. Filmde ise kendisini hiç sevemedim. Olive’la arasındaki güçlü arkadaşlığı yeterince göremedim, üstelik tavırları bana daha bencil geldi. Onun filmde bu kadar farklı hissettirmesi, uyarlamanın en büyük kayıplarından biri.
Adam’ın yakın arkadaşı Holden’ın tamamen çıkarılması da aynı şekilde eksiklik. Holden sayesinde Adam’ın Olive’la ilişkisinin dışındaki hâlini görebiliyorduk. Üstelik Holden’ın Tom’a güvenmemesi, Tom’un Olive’e yaptıklarına giden yolu daha anlamlı kılıyordu.
Elbette bir film kitaptaki her karaktere uzun uzun yer ayıramaz. Benim derdim yalnızca “kitapta vardı, filmde yok” demek değil. Bu iki karakter çıkarılınca Olive ve Adam’ın çevresindeki ilişkiler de zayıflamış. Özellikle Adam gibi zaten kapalı bir karakteri başka birinin gözünden tanıma fırsatını kaybediyoruz.
Tüm Bunlara Rağmen Filmi Neden Sevdim?
Çünkü karakterleri sonunda hissedebildim.
Olive’in çelişkilerini, gelişimini ve Adam’a doğru çekilişini izlemek keyifliydi. Adam’ı hâlâ sevmedim ama aralarındaki duyguyu anlayabildim. Belki kitabı okumuş olmam da etkiliydi, bazı boşlukları zihnim kendiliğinden doldurmuş olabilir. Yine de filmi bitirdiğimde aklımda kalan ilk şey eksikler değil, Olive’ın hikâyesiydi.
Böyle bir film izlerken her olayın kusursuz bir mantığa dayanmasını beklemiyorum. Duyguyu bana geçirmesini istiyorum. Aşk Hipotezi filmi bunu başardı.
Kitabı okumadıysanız filmi anlamak için okumanıza gerek yok. Hatta benim tavsiyemi sorarsanız, kitabına para vermek yerine boş bir akşamınızda filmini açın. Adam’a birlikte sinir olabiliriz ama Olive’ı izlemek güzel vakit geçirtiyor😊
Uzun zaman sonra ilk film incelememi yazmış oldum. Okuduğunuz için teşekkür ederim, sizi seviyorum!
